Boğulduğum İçin Üzgünüm!

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü diye bir örgüt var… Bir sivil toplum kuruluşu bu. İsmini muhtemelen duymuşsunuzdur. Nobel Ödülü ile taltif edilmişlerdi 1999 senesinde… Biz de “Nobel Ödülü masum bir organizasyona verilmez” diye düşünmüştük aklımız erdiğince…

Fransız kökenli bir örgüt bu. Fransızca ismi “Médecins Sans Frontières”. Kurucusu Fransa  Dışişleri Eski Bakanı Bernard Kouchner
. Örgüt genellikle eski Fransız sömürgelerinde yürüttükleri sağlık faaliyetleri ile biliniyor...

Sorulsa "sivil toplum kuruluşu" denir geçilir böyle yapılara... Açık açık söyleyeyim son söylenecek olanı: Ben bu sivil toplum kuruluşlarının temas ettikleri toplumları yakalayan, düşüren, esir alan örümcek ağları oldukları kanaatindeyim... Hani şu gizli / örtülü istihbarat operasyonlarının, yarı açık hâle getirildiği kamuflaj yapılardan biri olduklarını düşünmekteyim…

Her biri taktıkları maskenin ardında aslında birer Truva atı bu yapıların... Para kaynakları ülkelerinin hazineleri, Avrupa Birliği veya Soros Vakfı, Ford Vakfı gibi pek muteber (!) vakıflar olan “sivil” toplum kuruluşları bunlar.

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın bulundukları ülkelerde Fransız Gizli Servisi gibi faaliyet gösterdikleri iddiaları birçok kez dile getirildi… Sınırlarımızın dibinde, Lübnan’da, Irak’ta, Suriye’de onlar var… Ülkemizde Fransızlar’ın geleneksel siyasî ilgi sahalarına yakın bir yerde, Hatay’da da bir merkez kurmuş durumdalar…

Geçen sene Strasbourg’ta Öcalan için açlık grevi şovu yapan PKK’lıları güya tedavi etmek bahanesiyle PKKlıların kamuoyu yaratmalarına yardımcı olmuşlardı. Hendek savaşı teşebbüsünde bulunan PKKlılar, çatışma bölgelerine yine onları çağırmıştı…

Bunların ikiz kardeşleri var bir de… Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (Reporter Sans Frontier) diye… O da ayrı bir hikâye…

***

Aşağıda paylaşacaklarımdan evvel bunların bilinmesini isterim... Zira burada paylaştığımız çalışma işte bu yukarıda bahsettiğim Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü tarafından hazırlanmış... Hakkını verelim güzel, etkileyici, iyi hazırlanmış, iyi sunulmuş bir çalışma yapılmış… Ama burada amacın araçsallaşması sözkonusu. Onlar için önemli olan, arkasına gizlenilebilecek, halkla ilişkilerde kullanılabilecek bir konunun var olması… O kadar…

Burada seyredeceğimiz animasyonun gerçek bir olaydan hareketle hazırlandığı iddia ediliyor hazırlayanlar tarafından… Suriye’deki savaştan kaçan bir mülteci var… Tekne ile Avrupa'ya varmak, Avrupa’ya iltica etmek ister… Derken tekne batar, mülteci Akdeniz'in serin sularında can verir… Canlı ulaşamadığı Avrupa’ya cesedi ulaşır kazazedenin… Ve o ceset itinayla incelenir… Bir mektup çıkar cesedin üzerinden… Kazazedenin annesine yazılmış bir mektup… Animasyon bu mektupta  hareketle yapıldığı söyleniyor. Muhtemelen uydurulmuş bir metin ile karşı karşıyayız ama animasyon ve metin bir yerlerimize dokunmuyor da değil...



***

Evet… “Medeniyet denilen kahpe”nin bir başka çehresi ile karşı karşıyayız…
Evet… Sınırlarını mültecilere kapayan Batı dünyasının, o sınırları aşmaya çalışan mültecilerin hikâyelerinin arkasına saklanarak bu coğrafyada ufak / büyük operasyonlar yürütmeye çalıştığını görmekteyiz… Bu vahşiler, "sivil" görüntüsü verdikleri örgütlerinin marifetiyle, kendi yarattıkları trajediyi şiirselleştirerek sunuyorlar bize... Bizden de bu acayip durumu yememizi bekliyorlar yine... 



Evet… Bir yandan ülkesine almaya karar verdiği bir avuç mülteciyi dinine, mezhebine, mesleğine, yaşına, parasına, siyasî görüşlerine göre sınıflayarak seçen Avrupa ve Amerikalıları düşünmekteyim... Akdeniz ve Ege'de can veren mültecilere hem sınırlarını hem de gözlerini kapayan sömürgeci vahşileri... Bu gibi trajedilerin gerçek müsebbiblerini…

Bir yandan da Türkiye'mi fikretmekteyim... Aziz ve mübarek ülkemi... Merhametin diyârını, mazlumların vatanını… Sınır diye topraklarımıza çekilen çizginin öteki tarafında kalan en az bin senelik kardeşlerimizi tereddütsüz kabul eden, meydana gelen büyük trajediye gözlerini kapamayan, "ahlakî ve insanî" mesuliyetlerinden kaçmayan, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak sinesini açan,  "şartsız misafirperverlik" gösteren ülkemi...

"Bunların ne işi var burada? Neden ülkelerinde kalıp savaşmıyorlar? Plajlardan çıkmıyorlar… Vergilerimiz bunlara gidiyor! Her yer Suriyeli doldu! Suriyeliler obez oldu! Utanmazlar bi de çocuk doğurdu!" diyen aramızdaki parazitlere rağmen yolundan dönmeyen Türkiye’mi…

***

Sorumlu olduğu trajedilerle ilgisi yokmuş gibi, hatta kendileri yüce bir medeniyetin yardım melekleriymiş gibi yanı başımıza gelen, 6 senedir Suriyeli kardeşlerini bağrına basan insanlara yaptığı animasyonlar ile gelen Truva atları ile karşı karşıyayız… Demem o ki, aldanmamak, “her hıyarım var diyene tuz alıp koşmamak gerek” a dostlar…

Yukarıdaki notları yazmanın gönül rahatlığıyla, şimdi videodaki şiirin metin hâlini de paylaşalım hazirûnla…



***


Üzgünüm annem
Teknemiz battı
Gideceğim yere varmadım
Yol parası için aldığım borçları geri veremeyeceğim

Cesedimi bulamazlarsa üzülme anne
Zaten sana ne faydası var ki artık
Cenazeyi taşıma
Yükleme
Defin ve taziye
Masrafından başka

Özür dilerim anneciğim
Savaş çıktığında
Ben de kaçmak zorunda kaldım
Her insan gibi

Oysa onlarınki kadar büyük hayâllerim yoktu
Senin de bildiğin gibi
Benim bütün hayâllerim
Senin kanser ilaçlarının kutusuna sığacak
Ve diş tedavimizi yaptıracak kadardı

Üzgünüm, benim güzel evim
Artık kapının arkasına ceketimi asamayacağım

Üzgünüm ey dalgıçlar
Ve arama kurtarma ekipleri
Boğulduğum denizin ismini bilmiyorum

Merak etmeyin ey sığınma ve göç daireleri
Size ağır bir yük olacak değilim

Teşekkürler deniz, engin mavi deniz
Bizi kabul ettin vizesiz, pasaportsuz
Teşekkürler balıklar
Etimi paylaştınız
Ne memleketimi sordunuz
Ne dinimi
Ne de siyasî görüşümü

Teşekkürler haber kanalları
Ölümümüzü son dakika haberi olarak verdiniz
Beş dakikalığına
Her saat başı
Tam iki gün boyunca
Teşekkürler üzüldüğünüz için
Haberleri duyduğunuzda

Boğulduğum için üzgünüm



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkmenistan (3) - Türkmen İsimleri

Saraybosna (9) - Sırpça'da Yaşayan Türkçe Kökenli Kelimeler

Fîrûze (*)