Saraybosna (9) - Sırpça'da Yaşayan Türkçe Kökenli Kelimeler

İlginç günler yaşıyoruz...

34 senedir KKTC'yi dünyada bir ülkeye tanıtamadık da, bizim Kosova Sırbistan'dan bağımsızlığını ilân ediverdi kaşla göz arasında. Kosovalılar Bill Clinton caddesinde Amerikan bayraklarıyla kutladılar bağımsızlık ilanlarını!! Türkiye Cumhuriyeti Kosova'yı ilk tanıyan ülkelerden oldu. Hemen akabinde yeni anayasasını kabul etti Kosova parlementosu. Bu yeni anayasaya göre devletin resmi dilleri Arnavutça ve Sırpça olacaktı. Tito Yugoslavyası'nda, 1974 Anayasasıyla Kosova'da konuşulan resmi diller arasında kabul edilen Türkçe'yi devletin ana dilleri arasında kabul etmiyordu Kosovalılar da, 95 sene sonra yeniden sorasımız geliyordu "sen misin, yoksa hayalin mi vefâsız Kosova?" diye...

Osmanlı'nın varlığı idari olarak sona erse de, Balkanlar Türkçe'yi bir ihtiyaç ve itibar dili olarak kullandı şehirlerinde senelerce. Ayrı milletlere mensup insanlar Türkçe ile anlaştı kendi aralarında. Çok değil 15 - 20 sene öncesine kadar olan dönemden bahsediyorum... Şimdilerde Türkçe'nin boşluğunu Amerikan aksanlı İngilizce doldurmaya başlıyor Priştine'de, Prizren'de... Ve Sırpların saldırganlığına karşı Batı'nın himayesini alarak devlet kuran milliyetçi Arnavutlar 1974 Yugoslav anayasasının Türklere verdiği hakkı bile vermiyor... Pek hazin...

***

Atlarının nallarıyla lisanlarını taşımış dünyanın dört bir köşesine Türkler... TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın açıklamış. Türkçe'den diğer dillere geçen kelime sayısının 10.000'in üzerinde olduğunu beyan etmiş. Çince'ye, Sırpça'ya, Rusça'ya, Yunanca'ya, Farsça'ya, Arapça'ya, Macarca'ya, Ermenice'ye, Fince'ye, Çekçe'ye, Bulgarca'ya, Arnavutça'ya, Almanca'ya, İtalyanca'ya Türkçe'den geçen kelimelerin sayısını belirtmiş ayrı ayrı.

Türkler, tarihin bu mobil milleti, gittikleri her yerde, kurdukları veya tabii oldukları her devlette, orada kimler varsa onlarla ilişki içinde oldu. Dillerine kelimeler taşıdığı, kelimeler hediye ettiği milletlerden ihtiyacını karşılayacak yeni kelimeleri ithal etmekte de tereddüt etmedi. Bugün Türkçe sözlüklerimizde yer alan kestane, çamaşır, sabun, şeftali, merdiven, minare, kına, alev, badem, elmas ve daha onbinlerce kelime, tarih boyunca yapılagelen bu komplekssiz alışverişin bir isbatı.

Üstelik bu alışveriş Türkler ve temasta olduğu millet / dil arasında olmadı sadece. Bir dalganın üzerinde taşıdığı köpük gibi, bir kuşun gagasında dolaştırdığı saman gibi, rüzgarın önüne kattığı yaprak gibi taşıdı kelimeleri bir adadan diğerine, bir iklimden bir başkasına Türkler...

***

İstanbul'da cânım bahar aylarını yaşıyoruz. Çocuklarla beraber soluğu nerede bir gölgelik, nerede bir koruluk varsa orada alıyoruz hafta sonları. TEMA'nın çıkardığı "Ağaçlar" isimli kitap "koru rehberimiz". Kitabımızda Alıçgillerden "Geyik Dikeni" anlatılıyor:

"Geyik dikeninin alıç adı verilen küremsi meyveleri Ekim ayında olgunlaşır. Kırmızımsı meyvesi saplı ve kümeler halindedir. Meyvenin sert tek bir çekirdeği vardır. Kışın kuşlar dallarda kalan meyvenin kabuğunu soyup, çekirdeğini yutarlar, midelerinde bir süre kalan, değişime uğrayan ama tamamen sindirilemeyen çekirdek kuşun dışkısıyla beraber tabiata bırakılır. 18 ay sonra, yani iki bahar sonra filiz vermeye başlar ardıç tohumları."

Türkler geyik dikeni ağacından meyve yiyen ardıç kuşu gibi. Farîsî'den aldığı kelimeyi Sırpça'ya taşımış, Arapça'dan aldığını Yunanca'ya, Çince'den aldığını Macarca'ya... Tarihte birbirleriyle teması olmayan milletleri bir araya getirmiş "eski" medeniyetimiz... İthal ettiği kelimeleri kurnasında yıkayıp kendine maletmekle kalmayıp, bir de ihracını gerçekleştirmiş.

Ve yine ilginçtir, Türk dilinden diğer dillere geçen kelimelerle ilgili gurur dolu raporlar hazırlayan TDK, senelerdir Türkçe'ye diğer dillerden girmiş kelimelerle, "eski" medeniyetimizin kelimeleriyle, hele bunlar Arapça ve Farsça kökenli ise, zinhar kımıl zararlısıymışçasına mücadele etmekte...

***

2004 senesinin Haziran ayıydı... Devlet televizyonu TRT, 3. kanalı üzerinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının günlük hayatta kullandığı farklı dil ve lehçelerde yayınlar yapmaya başlama kararı almıştı. Yıllardır Kürtlerin bu konudaki taleplerini ve AB'nin konu ile ilgili baskılarını bildiğimizden çok şaşırmamıştık. Fakat ilk yayını Boşnakça yapmayı tercih etmişti TRT. İlginç bir tavırdı bu, zira Türkiye'de yaşayan Boşnakların böyle bir talebi yoktu. Hatta "Türkiye'yi bölmeye çalışanların oyunlarına alet etmeyin bizi" diyenler olduydu. TRT yöneticileri ise Kirmanca, Arapça, Zazaca vb yayınların planlandığını, Boşnakça'yı ilk sıraya alarak aslında Boşnak kardeşlerimizi onore etmek istediklerini belirtmişlerdi...

***

Geçen sene Bosna'ya gidişimiz bayramın hemen arkasına denk gelmişti. Sayarbosna'da Başçarşı'ya yürüme mesafesinde, Halvat adında çok şirin bir pansiyonu tavsiye etmişti bir arkadaşım. Annesiyle beraber kalmış, çok memnun olmuştu, hele kahvaltılarından pek bir sitayişle söz ediyordu. Pansiyonu Boşnak bir çift, Mumo ile Valida işletiyordu. Rezervasyon için kendileriyle İngilizce yazışırken Valida emailinin altında "I wish to you and your family Bajram Serif Mubarek Olsun!" yazıyordu...

Sonra elime geçen eski bir kartpostal. 1981 senesinde, Bosna - Hersek'in kuzeydoğusundan, Tuzla'dan gönderilen bir bayram tebrik kartı bu. Fotoğrafta Tuzla'daki "Šarena Džamija"yı yani "Alacalı Camii" görüyoruz.

Kartpostalın arka yüzündeki pullar bir dönemi özetliyor bize. Bugün Makedonya sınırlarında kalan Ohrid'ten Türk evleri, Sırbistan'da Macarların yoğun yaşadığı Vojvodina bölgesinde ufak bir ili olan Vršac'ın resmi binaları ve Mareşal Josip Broz Tito'nun resimleri. Hey gidi Yugoslavya...



Kartpostalı "Bay Salahudin", Erenköy'de yaşayan "Hanum Nedžmija Barlas"a göndermiş. "Draga Nedžmiya", yani "Sevgili Necmiye" hitabıyla başlıyor ve yürekten bir "Kurban Bayram Šerif mubarekj olsun" dileği geliyor ardından.

Kendi medeniyetimizi Balkanlar üzerinden anlamak kolayıma geliyor... O yüzden yine buralarda dolaşıyor bu yazı...

***

Resimde gördüğünüz fesli zât, Vuk Stefanović Karadžić 1787'de Osmanlı ülkesinde dünyaya gelmiş, 1864 senesine kadar süren ömrüne Sırp dili ile ilgili sayısız çalışma sığdırmış. Devrinin en önemli filologlarından (dil uzmanı) ve halk edebiyatçılarından sayılıyor. Sırpçanın edebiyat dili olarak modernizasyonunu ve dilin kiril alfabesine göre standardizasyonunu sağlamış.

Melahat Pars, "Makedon ve Sırp Romanlarında Türkler ve Türk İzleri" adlı çalışmasında zikreder. Vuk Stefanović Karadžić 1814 senesinde Sırpça bir ilk okuma kitabı hazırlar. 1918 senesinde ilk Sırpça sözlük çalışmasını yayınlar. Ama milliyetçiliğin revaçta olduğu bir devirdir söz konusu olan. Diğer bazı Balkan milletleri gibi Türk dili ve kültürünün etkisinden kurtulmak ister Sırplar da. Vuk Stefanoviç Karaciç, 1818 yılında hazırladığı ilk Sırpça sözlüğünün ikinci baskısını yaptığı zaman, sözlükten binlerce Türkçe kökenli kelimeyi atmaya çalışır. Ancak, onları atacağı yerde 1700 yeni Türkçe kelime daha almak mecburiyetinde kalır sözlüğüne. Kendi dilinin Türkçe kökenli kelimeler çıktıktan sonra ne denli fakirileştiğini görmüştür zira.

***

Balkanları saran milliyetçilik yangını çok değil 15 sene kadar evvel Bosna'yı, Boşnakları yaktı. Çetnikler tüm Osmanlı / Türk bakiyesini ortadan kaldırmaya kararlıydı. Destekleyenleri de çoktu, esasen desteklemeyeni pek yoktu. İşe Osmanlı eserlerini, köprüleri, camileri, türbeleri, kütüphaneleri yok ederek başladılar. Hedefleri Osmanlı medeniyetinin Balkanlarda kalan izlerini kalıcı olarak silmekti. Başarır gibi oldular, başaramadılar. İlerlediler, durdular. Yıkıldı, yapıldı, tamir edildi.

Balkanların tarihinin, hele son savaşın Sırp ve Boşnakların dilleri üzerinde de derin etkileri olduğunu gördük. Boşnaklar kimliklerini din üzerinden tanımlıyor. Bizi Mostar'a götüren şoförümüze sormuştu arkadaşım "Boşnakların içinde müslüman olmayan yok mu?" diye, tipik bir Türkiyeli zihniyle. "Boşnak müslüman olur, müslüman değilse o zaten Boşnak olmaz" cevabını almıştık.

Kimliklerini din ile tanımlayan Boşnaklar, Sırp saldırılarına karşı Osmanlı devrinden yadigâr ne varsa, onları muhafaza etti. Sembolleri çok seviyoruz ya, Osmanlıdan yadigâr ne kaldıysa onların Boşnaklar için sembolik bir anlamı var. Dillerine Türkçe ve Osmanlıca'dan gelen kelimeler de bu yadigârların en önemlilerinden.

Belki başlangıçta Sırpça'nın bir şivesiydi dilleri, belki zamanla dinî terimler dile girdi, belki daha sonra teknolojik, idarî vb. Türkçe kelimeler benimsendi. İşte Boşnaklar belki asırlar evvel Sırpların konuştuğu dil ile aralarında var olan ufak farklılıkları, bir dil farkına çevirme gayretindeler. Sırplar Osmanlıca / Türkçe kelimelerden ne kadar kaçıyorsa, Boşnaklar bu kelimeler için bir o kadar talepkâr. Tercihin getirdiği bir uzaklaşma yaşanıyor. Sırpça, Türkçe kökenli kelimeleri bilinçli olarak dillerinden çıkarıp Slavca karşılıklar bulmaya çalışırken, Boşnaklar tarihin, kültürün ve medeniyetin getirdiği Türkçe mirası koruma konusunda her zamankinden daha titiz davranıyor. Hatta Hırvatlar da boş durmuyor, kendi dillerindeki Sırpça kelimeleri eski Hırvatçadan kelimelerle değiştiriyorlar bu süreçte...

***

Saraybosna'ya bir önceki gidişimde Begova Camii'nin avlusundaki kitapçıdan bir "Turski Rečnik" aldım:

"Tursko - Srpski,
Srpsko - Turski"

Sırpça'dan Türkçe'ye, Türkçe'den Sırpça'ya sözlük... İçinde tahminen 10 - 12.000 kelime var.

Yukarıda yazdıklarımın psikolojisi altında başladım sözlükteki Türkçe kökenli kelimeleri kendi ellerimle gözlerimle aramaya... Sadece Türkçe kökenli kelimeleri taradım, hem Türkçe'ye, hem Sırpça'ya Batı dillerinden geçen akreditiv, akumulator, kalorija, kamp, uvertira, doktor, moda, strategija, dekorater, dekan, karikatura gibi kelimeleri listeye almadım.

Yahya Kemal merhum demişti "Türkçe'nin çekilmediği yerler vatandır" diye... Vatanın izlerini aradım Turski Rečnik'te:

***

  1. Abeceda (alfabe)
  2. Ada
  3. Aždaja (ejderha)
  4. Alat (âlet)
  5. Alka (halka)
  6. Alva (helva)
  7. Amanet (emanet)
  8. Ambar
  9. Astma (astım)
  10. Avlija (avlu)
    "Avliya" diye okunur
  11. Babo (baba)
  12. Badava (bedava)
  13. Badem
  14. Bakar (bakır)
  15. Bakalin (bakkal)
  16. Bajat (bayat)
  17. Bajram (bayram)
    Ramazanski Bajram
    Kurban Bajram
  18. Bakrač (bakraç)
  19. Bakšiš (bahşiş)
  20. Baksuz (bahtsız)
  21. Baksuzluk (bahtsızlık)
  22. Bala (balya)
    Bala pamuka (pamuk balyası)
  23. Barut
  24. Barjaktar (bayraktar)
  25. Bašta (bahçe)
  26. Baštovan (bahçıvan)
  27. Baraka
  28. Bazar (pazar)
  29. Beg (beğ, bey)
  30. Berberin (berber)
  31. Beton
  32. Beşika (beşik)
  33. Biber
  34. Boja (renk)
  35. Bomba
  36. Boza
  37. Bostan
  38. Bubreg (böbrek)
  39. Budala
  40. Bulbul
  41. Bunar (pınar, kuyu)
  42. Burek (kıymalı börek)
  43. Burgiya (burgu)
  44. Busola (pusula)
  45. But
  46. Şator (çadır)
  47. Čay
  48. Čardak
  49. Čakija (çakı)
  50. Čarapa (çorap)
  51. Čarşiya (çarşı)
  52. Čarşav (çarşaf, nevresim)
  53. Čekiç
  54. Črkrk (çıkrık)
  55. Čelik
  56. Česma (çeşme)
  57. Čeşagija (kaşağı)
  58. Činija (çini)
  59. Čivija (çivi)
  60. Čizma (çizme, bot)
  61. Čoban
  62. Čobançe (genç çoban)
  63. Čoha (çuha)
  64. Čorba
  65. Čilim (kilim)
  66. Čiviluk (duvar askısı)
  67. Čufte (köfte)
  68. Čumur (kömür)
  69. Čup (küp)
  70. Čorsokak (kör sokak, çıkmaz sokak)
  71. Ćumez (kümes)
  72. Defile
  73. Deda (dede)
  74. Dilber
  75. Div (dev)
  76. Divan (kanepe, divan)
  77. Dorat (doru at)
  78. Dugme (düğme)
  79. Dud (dut)
  80. Duşek (döşek)
  81. Duşmanin (düşman)
  82. Duşmanski (düşmanca)
  83. Duvar
  84. Dželat (cellat)
  85. Džep (cep)
  86. Džezva (cezve)
  87. Dubre (gübre)
  88. Egzaktan (essahtan, sahiden)
  89. Ekran
  90. Esnaf
  91. Fildžan (fincan)
  92. Feredža (ferace)
  93. Fenjer (fener)
  94. Haraç
  95. Hajde (hayde!)
  96. Hajduçki (haydut)
  97. Hajduk (haydut)
  98. Hangar
  99. Haraç
  100. Hey!
  101. İnat
  102. Jastuk (yastık)
  103. Jatak (yatak)
  104. Jiva (civa)
  105. Jorgan (yorgan)
  106. Kaçamak (kaçamak)
  107. Kaçket (kasket)
  108. Kadifa (kadife)
  109. Kadija (kadı)
  110. Kafa
  111. Kajsija (kayısı)
  112. Kajgana (kaygana)
  113. Kajmak (kaymak)
  114. Kaiş (kayış)
  115. Kalaj (kalaj)
  116. Kalajdžija (kalaycı)
  117. Kalauz (kılavuz)
  118. Kaldrma (kaldırım)
  119. Kalem
  120. Kalfa
  121. Kalup (kalıp)
  122. Kandilo (kandil)
  123. Kantar
  124. Kapak
  125. Kapara (kaparo)
  126. Kapetan (kaptan)
  127. Kapija (kapı)
  128. Karakter
  129. Karanfil
  130. Karat (kırat)
  131. Karavan (kervan)
  132. Kasa
  133. Kasapin (kasap)
  134. Kašika (kaşık)
  135. Kaučuk (kauçuk)
  136. Kavez (kafes)
  137. Kavga
  138. Katran
  139. Kazan
  140. Kazandžija (kazancı)
  141. Kesa (kese)
  142. Kirija (kira)
  143. Kiridžija (kiracı)
  144. Kofa (kova)
  145. Kokoş (tavuk)
  146. Koliba (kulübe)
  147. Konak (konaklama, geceleme)
  148. Komşija (komşu)
  149. Kopça
  150. Korbač (kırbaç)
  151. Kožuh (gocuk)
  152. Kreč (kireç)
  153. Kula (kule)
  154. Kusur (kusur; bozuk para, küsür)
  155. Kurşum (kurşun)
  156. Kutija (kutu)
  157. Lampa (lamba)
  158. Limun (limon)
  159. Limunada (limonata)
  160. Maymun
  161. Maja
  162. Makaze (makas)
  163. Mamurluk (mahmurluk)
  164. Manastir (manastır)
  165. Mandat (manda)
  166. Manija (mani)
  167. Mat
  168. Megdan (meydan)
  169. Melem (melhem)
  170. Melez
  171. Mermer
  172. Muşema (muşamba)
  173. Miraz (miras)
  174. Müşterija (müşteri)
  175. Müsliman (müslüman)
  176. Nana (nane)
  177. Neimar (mimar)
  178. Odaja (oda)
  179. Oklagija (oklava)
  180. Oluk
  181. Ortak
  182. Para
  183. Pmuçan (pamuk)
  184. Para
  185. Pastrma (pastırma)
  186. Paşa
  187. Patlidžan (patlıcan)
  188. Pazar
  189. Pendžer (pencere)
  190. Perçin (perçem)
  191. Pijaca (piyasa)
  192. Pilav
  193. Pileçi (piliç)
  194. Pirinaç (pirinç)
  195. Prangija (pranga)
  196. Raf
  197. Raskopçati (düğmeleri çözmek)
  198. Sahat (saat)
  199. Sapunski (sabun)
  200. Sokak
  201. Samar (semer)
  202. Sandala (sandal)
  203. Sanduk (sandık)
  204. Sat (saat)
    Džepni sat : cep saati
  205. Sokaçiç (sokakçık)
  206. Sütlijaş (sütlaç)
  207. Sultan
  208. Šakal (çakal)
  209. Šamar
  210. Šah
  211. Šal (atkı)
  212. Šap
  213. Šapka
  214. Šeçer (şeker)
  215. Šira (şıra)
  216. Šifra (şifre)
  217. Šema
  218. Šimşir
  219. Tava
  220. Tavan
  221. Taze
  222. Taban
  223. Tabla (tahta)
  224. Tabak (tabaka)
  225. Tamburin (tambur)
  226. Temelj (temel)
  227. Ten
  228. Tepsija (tepsi)
  229. Testera
  230. Top
  231. Torba
  232. Turpiya (törpü)
  233. Turşija (turşu)
  234. Ular (yular)
  235. Urma (hurma)
  236. Vişnya (vişne)
  237. Zanat
Güncel sözlükler, eski kelimeleri vermiyor genellikle. Çok uzağa gitmeyelim TDK'nın Türkçe Sözlüğü'nde Cemil Meriç'in, Yahya Kemal'in, Tanpınar'ın bile eserlerinde geçen kelimelerin önemli bir kısmını bulamıyoruz...

Turski Rečnik'te yer almayan önemli sayıda daha Türkçe kelime var Sırpça'da da. Yaka, zeytin, zulum, efendi, sincir (zincir), vakuf, tutkal, yonca gibi yüzlerce, binlerce kelime daha var. TDK'nun uzmanları bu sayının 9.000 civarında olduğunu söylüyor. Enciklopedija Jugoslavije, T.8. Zagreb, Jugoslavenski leksikografski zavod MCMLXXI, 408 1970'li yıllarda bu sayının 7 - 8.000 civarında olduğunu yazar. 1966 senesinde A.Skaljic tarafından Saraybosna'da yayınlanan Turcizmi u Srpskohrvatskom Jeziku yine 9.000 Türkçe kökenli kelimeden bahsediyor.

Biz sadece Turski Rečnik'teki sayılara güvensek bile, günümüzde konuşulan Sırpça'daki kelimelerin yaklaşık %2 - 2.5'inin, tüm düşmanlık ve kampanyalara rağmen Türkçe kökenli olduğunu söyleyebiliriz. Boşnakça'da bu oranın çok daha yukarılarda olacağı kesin...


Saraybosna'da reayanın birbirine,

- Selamun aleykum
- Sabah hayrola
- Allah razi ola
- Hade
- Allaha emanet
- Aksam hayrola
- Bayram şerif mübarek olsun

diyerek seslendiğine her an şahit olabilirsiniz ya da bir tabelada Türkçe'yi veya Türkiye'yi hatırlatan bir yazıya rastlayabilirsiniz...





***

Son olarak... Saraybosna'dayız... Bir okul arıyoruz... Kültür, dil, insanlar... Bizim iklim işte... Aynı kafileyle Özbekistan seyahati yapmıştık. Bizi Taşkent'ten Semerkand'a götüren aracın Türkçe ve İngilizce bilmeyen Özbek şoförüyle nasıl anlaşabileceğimizi sormuştuk da bize "eski kelimelerinizi kullanın, anlaşırsınız" demişlerdi. Hakikaten de anlaşmayı başarmıştık şoförümüzle...

Eh kafilede bir Kürt, bir Kosovalı, bir Arap, mezbûl miktarda da Etrâk olduktan sonra mümkün müydü anlaş(a)mamak?

Saraybosna'da da Özbekistan'da kazandığımız bu tecrübe ve özgüvene sahip olarak dolaşıyoruz. Taksi şoförüne bir okulun yerini soracağız. Kafamızı uzatıp taksiden içeriye, soruyoruz:

- Selamun aleyküm. Mektep?

diyoruz anlaşabiliriz ümidiyle...

- ??!

Tekrar deniyoruz safça bir özgüvenle:

- Mektebija?
Olmuyor...
- Mektepski?

Yine olmuyor...

Školski dememiz gerekiyormuş meğer :))

7 yorum:

Ozan dedi ki...

Roma'da tanisma firsati buldugum bir Macar ile yaptigimiz sohbet sirasinda muhabbet bilinc disi bir sekilde dil ve Osmanli uzerine yogunlasti. Surekli olarak Macaristan'da Turklerin etkisinin yadsinamaz oldugundan ve kendisinin dil uzerine merakindan oturu yaptigi arastirma sonucu ortak pekcok kelime buldugundan bahsetti. Sakal, cay gibi kelimeler kisa zamanli konusmamizda kesfettigimiz kelimelerden ikisi. Cay kelimesi Guney Kibris'li bir arkadastan daha isittim. Oyle ki bu arkadasin memleketinde "Masallah, Essek S*ksin Seni" vb terimlerin ve daha pekcogunun kullanildigini soylemesi beni sasirtmaz olmustu.
Tanistigimiz baska bir Makedon arkadasin ilk ogrendigi yabanci dilin Turkce ve gittigi ilk yabanci ulkenin de Turkiye oldugunu soylemesi ile kafamdaki Balkanlara dair bir pencere daha acildi. Ne diyeyim; cok guzel konusmasa da dile olan sevgi ve ilgisi, hersseyden evvel 2 senesini bu ise vakfetmesi guzel duygular uyandirdi bende...
Kosova'da secim sonrasi surecte yeni baskan ve yeni donemle ilgili olasiliklar konusulurken Italya'da bir internet gazete editoru ile konusuyoruz. Kosova'nin bagimsizliginin Avrupa Birligince taninmayacagini, aksi taktirde Basklarin, Katalanlarin, Irlandalilarin, Belcikada Flemenklerin ve Guneylilerin ayrilikci taleplerinin de karsilanmasi gerektigini soyluyor. Cumlesine hemen altini cizerek Kurdistan ve Kurtleri de eklemeyi unutmuyor. Cevaben sen ne ara Afrikadan geldin de Italyan oldun be adam, ne anlarsin Balkanlardan, ne anlarsin Avrupa Birliginin izleyecegi yoldan diyorum. Haksiz da sayilmam. Neden cunku bugun icinde Turk kimligi barindirmayan Bir Kosovanin bagimsiz olmasi veya Sirbistana bagli olmasi Birligi cok da ilgilendirmez. Ne de olsa onu da alir diger balkan ulkelerine yaptigi gibi potasinda eritir. Geride ne Balkanlar kalir ne Turk kimliginin, Turk - Balkan etkilesiminin esamesi. Famiglia Christiana isimli bir haftalik dergiye goz gezdiriyorum. Kosovanin bagimsizligina ovgu dolu mansetler atilmis, Sirp vahsetinin fotograflari ile dolu Kosovanin yaninda bir yazi. Kuba lideri Fiedelin olumu ardindan kaleme alinmis, muteveffaha ovgu dolu baska bir yazidan hemen sonra yerini almis. Buyuk resimmlerde Vatikan buyukleri, Papa ve Fiedel. Her gidenin boslugunu bunlar doldurmak istiyor olmasin diye dusunuyorum. Kosovada Avrupa birligi, Kubada istavroz.. Biz de bu arada icerde darbe yapar rahatlariz.

Güllerevurgunum dedi ki...

Abi, Ellerine sağlık. Emek verip derleyip yazmışsın. Çok da değerli bilgiler içeriyor yazın.
tüm okuyanlar adına Teşekkürler.

H a l i l dedi ki...

O z a n ' i m,

TDK'un akademik araştırmalarında rastlayamayacağımız ortak deyimleri senden öğrendik...

Çay ilginç. Kuzey Çinliler "Ça", güneydekiler "ti" diyor. Türkler, Oflilar, Japonlar, Özbekler, İranlilar, Araplar (şay diyorlar malûm "ç" sesi yok alfabelerinde), şimdi öğreniyorum ki Macarlar da çay diyor. İpek yolunun ülkeleri, hem çayı, hem de sesini kuzey Çin'den almış.

Çin'i Güney'den istila etmeye gelen Batı dünyası ise istisnasız "ti"yi kullanmış. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce... Tea, thé, tee, tè, the...

O z a n ' ı m gönül hicranla dolu... Seni çok özledik. İnce bellilerden beraber iki bardak çay içip, iki lafın belini kırmak mümkün değilse de, bana bir telefon numarası gönder... İki kelâm edelim, iki dakika hasret giderelim...

Selamlar, H a l i l

Gül dedi ki...

Tebrikler benden bu kez :)
Kendi bloğumda cevap yazmıştım ama buraya da yazmadan edemedim.
Gezi fotoğrafları, birkaç tarihi eser önünde verilmiş pozlardan ibaret olan insanların yaşadığı canım memleketimde, senin gibi modern bir Evliya Çelebi'ye rastlamak umut verici...
Burayı takip edilmesi gerekenler listeme aldım ve iznin olursa kendi bloğuma da buranın bağlantısını vermek isterim.
Sağlıkla,
Gül

H a l i l dedi ki...

Eyvallah Gül...

Yaşasın "blog kardeşliği" :))

Gül dedi ki...

Mora Çalan Mavi, blog sayfamda yerini aldı. Teşekkürler :)

Gökçe Sönmez dedi ki...

Elinize sağlık,çok güzel bir yazı olmuş. Ben de kendi blogumda burdan alıntı yaptım.
http://guzelsarituna.blogspot.com/2012/04/vuk-stefanovic-karadzic-ve-osmanl.html