Srebrenica Katliamı ve Hollanda

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İngiliz şiir, roman ve hikâye yazarı Rudyard Kipling'in meşhur Doğu-Batı Baladı'nda geçen "Doğu Doğu'dur, Batı da Batı ve asla birleşmez yolları (Oh, East is East and West is West, and never the twain shall meet)" diye bir sözü var...

Nihat Genç'ten okuduğum bir tanım var bir de şimdi aklıma gelen: "Doğu, bombaların düştüğü yerdir" diyordu o da...

***

Kendi hâlimizde, tatlısu balığı gibi yaşadığımız günlerdi... Okullarımızı okumuş, diplomalarımızı almıştık... Çalışıyorduk, yiyorduk, içiyorduk... Evleniyorduk, çocuklarımız oluyordu... Hastalandıklarında üzülüyor, büyüdüklerini görünce seviniyorduk... Siyaseti uzaktan gözucuyla takip ediyor, seçim olunca oy falan kullanmaya tenezzül etmiyorduk... Öyle günlerdi...

***

Derken Bosna'ya gittim ömründe ilk kez olmak üzere... Sene 2006 olmalı... Üzerinden yaklaşık 10 sene geçmiş bir savaştan arda kalan izleri gördüm, savaşı yaşayan insanları tanıdım, hikâyelerini dinledim. Politik düzelmede, medyada, kitaplarda "Bosna Savaşı" denilen şeyin aslında nasıl da adice bir "Boşnak Katliamı" olduğunu, sadece müslüman ismi taşıdığı için insanların katledildiğini, atalarının topraklarından sürüldüklerini, işkencelere uğradıklarını ve daha nice kötülüğe maruz bırakıldıklarını öğrendik... Öğrendikçe insanlıktan ve insanlığımızdan utandık...

Bosna'dan döndüğümde bambaşka bir insandım... Zihinleri Batı'nın kendilerine öğrettiği "milliyetçilik" ideolojisiyle dolu Sırplar'ın yaptıkları katliamları da Batı için, Batı adına, Batı işbirliğiyle, Batı'nın göz yummasıyla ve Batı'nın gözetiminde yaptığına bu kadar yakından şahit olmak sarsıcıydı.

Türkiye'ye şoklanmış olarak geri dönmüştüm Bosna'dan... Maymunun gözü açılmıştı...

O maymun ki "muasır medeniyet, çağdaşlık, modernlik, bilim, evrensel değerler, aydınlanma, hümanizma, demokrasi, özgürlük" ve daha nice Batı'yı kutsayan, rehberleştiren, mürşitleştiren ve hatta Tanrılaştıran dolmaları yiyerek büyü(tül)müştü... Batı'nın bu hakikî yüzü hiç ama hiç anlatılmamıştı bize Akif'in "medeniyyet denilen kahpe" tanımlamasının haricinde...

***
Bosna'ya defalarca daha gittim sonraları... Belki 20 kere belki daha da çok... Her seferinde ilk intibam derinleşti, keskinleşti. Batı'nın o çok çirkin yüzünü gördüm her seferinde baktığım her yerde... Ahmiç'te Hırvatlar'ın katliam yapmasına göz yuman İngilizler'i, Mostar'da şehre bakan dağa dev bir haç taşıyıp da diken İspanyolları, devlet başkanları Saraybosna'ya gelip, her şeyi görüp, hiç bir şey görmemiş gibi davranan Fransızlar'ı, Saraybosna'ya snipper gönderen Ruslar'ı, Yunanlılar'ı, Çekoslavakları, Srebrenica'da on binlerce sivili silahsızlandırıp sonra da kadehler tokuşturarak katledilmeleri için Mladiç'e teslim eden Hollandalılar'ı, Boşnaklar kendilerini toparlayıp Banja Luka'ya yürürken savaşa müdahale etmesi gerektiğine karar veren Amerikalılar'ı, "Bosna'da soykırım olmuştur ama sorumlusu yoktur" diye adalet dağıtan "Lahey Adalet Divanları"nı ve daha nicesini gördüm, duydum, okudum, öğrendim... Batı'nın o nazik iki yüzlülüğü her seferinde midemi biraz daha bulandırdı...

Bosna Batı medeniyeti için bir turnusol vazifesi görmüştü benim için... Dünya'nın çirkin yüzüydü Batı... Hele biraz, az biraz dünya tarihi okuyunca üzerine "muasır medeniyet, çağdaşlık, modernlik, bilim, evrensel değerler, aydınlanma, hümanizma, özgürlük, demokrasi, insan hakları" zokalarını bize yutturanların iyi niyetli olamayacağına inandım kuvvetle... O zokaları bize yutturmaya çalışanlar ile arama mesafe koymaya başladım... Ve giderek o zokaları yutanlarla da... Ama öte yandan kaderimizin, dünyaya şerden başka bir şey getirmemiş olan bu lanetli Batı medeniyetin gözüyle bizim dünyamıza bakan bir güruhla bir arada bir ömür sürmek olduğunu da anladım, bîçâre kabul ettim... Anneler Günü, Sevgililer Günü, Babalar Günü, Kadınlar Günü, Yılbaşı, Cadılar Bayramı vb'lerini bu duygular ile karşıladım, karşılıyorum, karşılarım...

Ve o gün bugündür kendimi daima rahmetli Hrant Dink gibi muhasebe ediyorum...

Hani rahmetli anlatıyordu... Bir konuşma yapmış Avrupa'da, alkışlamış kendisini Avrupalılar... O da "Allah Allah" demiş... "Acaba nerede hata yaptım, ülkem için neyi yanlış söyledim de bu Avrupalılar beni alkışladı?"...

Batı dünyasının tepkilerine bakıyorum... Toplu katliamların, soykırımların, atom bombalarının, zulmün, kapitalizmin sahiplerine bakıyorum... Ve onların değerlerinden uzaklaştıkça kendimi buluyorum, kendimi daha iyi hissediyordum...

***
İzmir'de bir kitap furarının ardından bir konuşma yapmıştı İsmet Özel... Ardından salonu terkederken bir İzmirli yaklaşmış kendisine, taaccüb ederek "şimdi siz Avrupa Birliği'ne karşı mısınız?" diye sormuştu yadırgayarak, yargılayarak, istihza ederek... "Karşı mısınız hafif gelir... Ben düşmanıyım Avrupa Birliği'nin" dye karşılık vermişti İsmet Bey... Buna karşılık "bizi OrtaÇağ karanlığına döndürmek istiyorsunuz" ithamına muhatap olmuştu...

***
Doğu, Doğu'dur... Doğu bombaların düştüğü yerdir... Doğu kaderimizdir... Doğu biziz... Bu bu benim değiştirmek istemeyeceğim bir yazgı... Değiştirmek isteyenlerin de değiştiremeyeceği...

***

Bu Batı, tarihi bize düşmanlıktan ibaret olan Batı, uzun süredir küresel olarak ve neredeyse yekpâre bir şekilde bir propaganda iletişimi yürütüyor. "İslam" ve onunla ilgili olan her şeyi "Şeytanlaştırma" propapagandası bu... Büyük bir korku ve nefret biriktiriyorlar kamuoylarında... Bunun sonucunda "İslam" ve "müslüman" sıfatını taşıyan herkese ve her şeye karşı operasyon yapma meşruiyetine sahip oluyorlar kendi kamuoyları nezdinde...

Soğumaya, durağanlaşmaya, kendi içine kapanmaya, büzülmeye, yaşlanmaya başlayan Avrupa rekabetçi avantajını kaybediyor giderek... Dünyayı sömürerek elde ettiği zenginlikleri tükeniyor... Kendi kamuoylarına sözleyecek sözü, üretecek değeri kalmamış sahtekar Avrupalı siyasetçiler tedavüldeki "İslam" ve "müslüman" nefretini kullanıyor seçim kampanyalarında hoyratça. Hollanda'da olan biten de budur esasında...
Hollanda'da seçimler var bu hafta sonu... Hollanda'da yabancı düşmanlığı, müslüman düşmanlığı ve ırkçılık söylemleriyle yükselen popülist bir siyasî hareket var. Geert Wilders'in lideri olduğu ırkçı PVV Partisi giderek oylarını artırıyor. Avrupa'da müslüman görmek istemeyen PVV'nin seçimden birinci çıkma ihtimali her gün daha fazla güçleniyor.
İktidarda liberal ekonomiyi savunan VVD partisi var Hollanda'da... Partinin başında ise aynı zamanda Kalvinist Reform Protestan Kilisesi üyesi de olan Hollanda Başbakanı Mark Rutte yer alıyor... Rutte ırkçı PVV'ye karşı seçimi kazanabilmek için "ben ondan daha ırkçıyım" demeye çalışıyor kendi kamuoyuna... Şaşılacak bir şey yok bunda... Esas bunu yapmalarına şaşıranlara şaşırıyorum.
Her şey biz yaşarken oldu oysa... 1995'te Birleşmiş Milletler bayrağı altında silahsızlandırıp, güvenli bölge ilân ettikleri Srebrenica'da Potocari'de topladıkları Boşnakları; kadeh tokuşturarak, parti vererek, beraber dans ederek, birbirlerinin eşlerine hediyeler göndererek katletmesi için Sırp kasabı Mladiç'e teslim eden Hollandalı komutan Tom Karremans'ı hatırlamıyor muyuz?

Her şey biz yaşarken oldu oysa... 8.732 Boşnak, Srebrenica'da Hollandalı Tom Karremans tarafından katledilmeleri iiçin Mladiç'e teslim edilmişti...


Srebrenica mağdurlarının Hollanda'da açtığı davalarda ise Hollanda mahkemeleri Tom Karremans'ın yargılanmasına gerek olmadığına hükmetti her seferinde... Niye yargılansındı ki, iyi bir iş çıkarmıştı, cezaya değil, ödüle layıktı kendisi, iyi bir müslüman temizliği yapmışlardı Srebrenica'da. Aferindi ona... Bu sebepten olsa gerek o Karremans'a Hollanda Kraliyeti Üstün Hizmet madalyası verildi bir de savaştan on sene sonra...
Biz yaşarken Bosna'da Batı'nın kurduğu tiyatroda, Avrupa'nın ortasında 300.000 Boşnak öldürülmüştü...
Biz yaşarken Irak'ta 2 milyon insanın ABD ve İngiltere tarafından öldürüldüğü gibi... Biz yaşarken Gazze'nin bir hapishane hâline getirildiği gibi... Biz yaşarken Somali'de CIA operasyonlarının sonucunda 400.000 insanın öldürüldüğü gibi... Biz yaşarken Afganistan'da yüz binlerce insanın ABD tarafından öldürüldüğü gibi... Biz yaşarken Batı'nın Suriye'de olan bitenin sonsuza kadar devamını istediğine şahit olduğumuz gibi...

Gibi gibi gibi...
***
Genelde Batı, özelde Avrupa taşları bağlıyor, itleri salıyor...

Hep söylediğimdir: PKK bir anti-Türkiye koalisyonudur. Bu koalisyonun arkasında yekpâre olarak Batı vardır. istisnasız...

PKK'nın, DHKP-C'nin, FETÖ'nün topraklarımıza karşı, ülkemize karşı, bize karşı suç işleyen ne kadar mensubu varsa imtiyazla dolaşıyorlar Avrupa sokaklarında, davetler alıyorlar bu topraklara yaptıkları ihanetlerinin karşılığında, konuşmalar yapıyorlar Avrupa'da parlemento salonlarda, mitingler yapıyorlar, isimlerine sergiler açılıyor, finansal destek alıyorlar Avrupalılar'da...

Suriye'nin kuzeyinde, sınırlarımız boyunca kendilerine bir devlet kurulmaya çalışılan PYD'nin (=PKK) içinde Suriye'de müslüman öldürmeye giden binlerce Avrupalı var...

Avrupa'daki her seçimde en çok tartışılan konu Türkiye... Hani şu 70 senedir AB üyesi olmak için kıçını yırtan Türkiye...

Darbe yapmaya çalışıyorlar ülkemizde... Beceremedikçe makyajları akıyor, o çirkin suratları iyice çıkıyor ortaya... Yetmiyor Türkiye'de gerçekleşecek demokratik bir seçime müdahale etmeye çalışıyorlar arsız bir şekilde...

Recep Tayyip Erdoğan'ın haklarında kullandığı "faşist" kelimesi az gelir bu rezillere ! ! !






 





Hiç yorum yok: