Tahran Kitap Fuarı'ndan

Bosna'ya ilk kez 2006 senesinin Şubat ayında gittim. Boşnaklar'a karşı yapılan katliamların üzerinden üzerinden 11 sene geçmişti.Ülke kendini toparlıyordu. Ona rağmen gördüklerim kanımı dondurmuştu, insan olmaktan utanmıştım. Mahcubiyet, üzüntü, öfke, çaresizlik vb hisler her yanımı kaplamıştı. Nefes alamaz olmuştum... Bosna'dan başka bir Halil olarak dönmüştüm... Bugün çoğu eski arkadaşımın tanıyamadığı bir Halil olmama yetmişti Bosna... Ve sonrasında şahit olduklarım: Afganistan, Irak, Myanmar, Lübnan, Mısır, Suriye... Her biri Bosna'da gördüğüm fotoğrafı teyid etmişti geçen seneler içinde... Ben bir ülkenin başına Bosna'nın başına gelenlerden daha fenasının gelemeyeceğini zannederdim safça. Bir şehir en çok Saraybosna kadar acımasızca yerle bir edilebilir diye düşünürdüm... Ve Şimdi Suriye'yi kavuruyor savaş. Kıyas yapmak istemesem de Suriye'de yaşayanların maruz kaldığı saldırıların Bosna'nın maruz kaldıklarını kat kat geçtiğini görüyorum acı içinde... Aramızda yaşayan ebleh zevat her konuda olduğu gibi bunu da iç siyasete dönük bir mesele olarak değerlendirdi senelerce. Suriye'deki savaşın sorumluları olarak bizim idarecilerimizi gördüler at gözlükleriyle. Yolda izde gördüğü Suriyeli mültecilere burnunu büktü bu zevat, şehirleri kirleten Suriyeliler'den iğrendi... Başlarını öteye çevirdiler, yollarını değiştirdiler Suriyeliler'i görünce... Bu zevatın çoğunun Suriyelileri hakir gören, aşağılayan, garipseyen paylaşımlarının ekran çıktılarını almışım, koymuşum köşeye vakti zamanında... Bakıp bakıp her seferinde lanet okuyorum onlara ve atalarına... Dün muhtemelen sıcak çaylarımızı içtik senenin bu soğuk günlerinde. Belki kestane koyduk fırına.... Kombilerimizin ayarlarını kontrol ettik yatmadan evvel... Çocuklarımızın üstünü örttük. Sabah sıcak suyla duşumuzu aldık, traşımızı olduk. Modal veya bambu elyafından yapılmış yumuşacık çamaşırlarımızı giydik. Ütülü kıyafetlerimizi giydik, ütülü değillerse ütüledik. Giyinip işlerimize gideceğiz birazdan. Geçen hafta grip aşısı olmuştuk ama neme lazım her gün bir de vitamin hapı almalıyız... Evden çıkmadan mutlaka multivitaminimizi almalıyız. Yüzümüzü gözümüzü dudağımızı kulağımızı soğuktan koruyacak kremlerimizi sürmeliyiz... Oysa milyonlarca insan, hele bugünlerde Halep'te yaklaşık 300.000 insan muazzam bir saldırının altında Suriye'de. Top, tank, uçak sistematik bir şekilde ateş ve ölüm yağdırıyor Halep'e... Adını açık seçik olarak koymak gerekiyor olanların. Tıpkı Afganistan'da, Irak'ta, Bosna'da, Filistin'de, Kafkaslar'da, Libya'da, Myanmar'da olduğu gibi bugün Suriye'de de bir "Sünni müslüman seyreltme operasyonu" yapılıyor... Senaryolar ve uygulayıcılar değişse de operasyonun muhtevası değişmiyor. Komplo teorisi gibi gelebilir belki size ama adım gibi eminim, sıra yavaş yavaş Türkiye'ye geliyor... Evet... Bir "Sünni müslüman seyreltme operasyonu" yapılıyor... Bu kez en acı olan, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya gibi olağan operatörlerin dışında İran'ın da sahne almış olması. İran asırlık kinlerini biriktirmiş, onu cesaretlendiren Batı dünyasının sessizliği ve "küçük Şeytan" Rusya'nın işbirliği ile bütün Ortadoğu'yu bir mezhep savaşının içine çekiyor kararlı bir şekilde. Suriye'deki savaşta Halepliler'e, Şamlılar'a, Humuslular'a, Hamalılar'a, İdlibliler'e, Rakkalılar'a saldıran sadece rejim güçleri ve Rusya değil, İran ve İran kontrolündeki Lübnan Hizbullah'ı da saldırıyor, hatta en çok onlar saldırıyor Suriyeliler'e. Suriyeliler'in kanını dökmekten haz alıyorlar. Sahada Suriyeliler'e karşı göğüs göğüse çarpışan en çok onlar. İran Devrim Muhafızları bünyesinde yaklaşık 10.000 asker ve milis Suriye'ye taşınmış durumda. Hizbullah'ın da 4.000 milisi de Suriye'de... Savaşın başından bu yana öldürülen İranlı asker ve milis sayısının 1.200, İranlı general sayısının 15 olduğunu hatırlatalım... Bu altyapının üzerine burada paylaştığım fotoğrafların ne mânâya geldiğini açıklayayım. Bu fotoğraflar İran'ın başşehri Tahran'da düzenlenen Tahran Kitap Fuarı'ndan. Fuara katılan İran Devrim Muhafızları / Şehit Muhafızlar standlarına bombarduman ile yerle bir edilmiş bir Halep fotoğrafını, gururla astılar. Ve gelen geçen Tahranlılar bu fonun önünde daha büyük bir gururla fotoğraf çektirdiler. Bu paylaştıklarımız o fotoğraflar... İbretle bakın yüzlerindeki psikopat ifadelere... İran'a dair bugüne kadar "mollalar İran'a" ve "Türkiye İran olmiycek" sloganlarını atmaktan başka bir algısı, kavrayışı, idrâki olmayanları kendi hâllerine bırakın. Ama İran'ın bu coğrafyalarda; Lübnan'da, Yemen'de, Irak'ta, Tacikistan'da, Afganistan'da, Pakistan'da, Suriye'de neler yaptığına dikkatle bakın... "Vatan" desem, "millet" desem, "namus" desem herkese hitap etmez söyleyeceklerim muhtemelen. O yüzden İran'ın neler yaptığını anlamanız "sizin ve çocuklarınızın" geleceği ile ilgili, hem de çok ilgili" diyeyim de bitireyim vesselam...






Hiç yorum yok: