Mutlu Seneler (1)


Yeni bir seneye girdik. Yeni seneye girişin patırtısını, bir sükûnet takip ediyor her sene… Biraz istirahat, biraz muhasebe… Daha dün gibi ama on sene olmuş bile yeni milenyuma gireli. İlk “decade”i geride bıraktık bile… Yaşımızı başımızı aldıkça daha mı hızlı geçiyor zaman ne!?

Çocuklarımızın gözümüzün önünde büyümesinin etkisindeyim biraz. Biraz da Nihat Abi’ye özendim galiba. Ara ara çocukluğumun arkeolojisini yaparken buluyorum kendimi. Çocukluğumda, evin en hareketli nesnesi olduğunu hatırlıyorum takvimin. Yerinde duran dolap, yerinde duran masa, yerinde duran koltuklar, yerinde duran halının yanında yaprakları her gün koparılan, her gün yeni bir içerik, yeni bir hatırlatmayla karşımız çıkan canlı bir nesneydi takvim.

Evin duvarlarında asılı duran takvimleri okumayı öğrendiğimden beri miladî, rûmî, hicrî kelimelerinin kendi yörüngelerinde dönüp durduğunu hissettim takvimlerin içinde. Hayatımızı Miladî (Gregoryen) takvime göre düzenliyorduk. Ramazanlarda, ezan vakitlerinde kendini hatırlatan Hicrî bir takvimimiz vardı. Bir de Trabzon’un köylerinde bir efsane gibi dolaşan, 13 gün geriden gelen bir başka takvimden bahsedilirdi…

Okul hayatımızla birlikte kâh miladî – resmî takvimin formal bayramlarına, kâh hicrî – kamerî takvimin her sene on gün öne gelen kandil ve dinî bayramlarına denk gelmeye başladık. Sonraları, giderek artan bir şekilde gündemimize giren başka anma günlerini fark ettik: Doğum Günü, Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Öğretmenler Günü vb…

***

Takvim: Zamanın yüzyıl, onyıl, yıl, ay, hafta ve gün gibi parçalara bölünüp düzenli bir sırayla gösterildiği çizelge. 

Bu zaman çizelgesi için, zamanı ölçmek ve düzene koymak isteyen tüm insanların ve tüm medeniyetlerin kafa yorduğunu görüyoruz tarih boyunca. Bir çiftçi tarlasını ne zaman ekeceğini anlamak için güneşin hareketlerinden kaynaklanan zamanın ritmini anlamaya çalışır. Bir balıkçı ayın hareketlerinden kaynaklanan gelgitleri hesaplayarak avlanmaya çıkar. 

Takvim insanların kendi hayatlarını düzene koymaya yardımcı olduğu kadar, insanların siyasî olarak örgütlenerek bir arada yaşamalarını sağlayan “devlet” tarafından kullanılan temel düzenleyici araçlardan biri olur. Devlet hasat zamanını müteakiben vergi toplamaya koyulur mesela. 

Fransız filozof Paul Ricœur takvimlerin evrensel zaman ile kişisel zamanlar arasında bağlantı yaratan araçlar olduğunu söyler. Bu araç bilimin, dinin ve iktidarın kesişim alanında yer alır ve bu unsurların zaman içinde çatışarak uzlaşmaları sonucunda oluşur.

***

İnsanoğlu takvim denen zaman çizelgesini hazırlarken her yerden, her zaman ve herkes tarafından görülebilen araçlar arar. İki ana araç bulunur bunun için. Ritmik hareketlere sahip, tarafsız, güvenilir iki araç, iki gökyüzü cismi bulunur: Ay ve Güneş. Kamer ile Şems…

Güneş senesi (şemsî sene) dünyanın güneşin etrafındaki bir tam dönüşü esas alır. Bize kabaca 365 gün 6 saat diye öğretilmiş olsa da aslında yaklaşık olarak 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyeden oluşur.

Ay senesi (kamerî sene) ise, ayın dünyanın çevresinde 12 kez döndüğü zamandır. Ortalama 354,367 güneş gününe karşılık gelir.

Tarihte ilk Mezopotamya medeniyetleri, Eski Yunan, Eski Roma, Eski Çin ayın hareketlerini esas alan kamerî takvimler geliştirir. Mayalar, Eski Mısırlılar ve Eski İranlılar ise takvimlerini güneşin hareketlerine göre temellendirmiştir.

Hiç yorum yok: