Suriye - Şam Emeviye Camii (6)





Şam Emeviye Camii bizde pek nadir görülen dikdörtgen planı, eşsiz vitrayları, sıradışı mozaikleri, süslü ve efsanevî minareleri, heybetli kapıları, dört mezhebe tahsis edilmiş dört mihrabı, Hz. Hüseyin ve Hz. Zeynelabidin makamları, Şiî ziyaretçilerin coşkusu ile görülmeye değer. İmam Gazali’nin burada on bir sene geçirdiğini, Hutbe-i Şamiyye’nin burada okunduğunu bilmek ayrıca etkileyici. Avlunun hemen dışında yer alan Selahaddin-i Eyyûbî türbesi ve Türk Hava Şehitleri’nin mezarları tarihten gurur ve hüzün dolu mesajlar taşıyor günümüze.

***

Cami dikdörtgen bir plana sahip. Üç minareli. Minareler Kuzey cephesinin ortasında ve güneydoğu ile güneybatı köşelerinde.

Güneydoğu köşesinde bulunan minareye Minaretu’l Beyza (Ak Minare) veya Hz. İsa Minaresi denir. Hz. İsa’nin kıyametten evvel bu minarenin üzerine ineceği rivayet edilir. Ama minarenin öyle Hz. İsa ile yaşıt olduğunu düşünmeyin, 11. asır eseridir.

 

Güneybatı köşesindeki minare Kayıtbay Minaresi olarak anılır. Minareyi inşa ettiren, Fatih Sultan Mehmed'in çağdaşı, meşhur Memluk sultanının ismini taşır. 15. asırdan kalmıştır.

Üçüncü minare kuzey duvarının ortasında yer alır, üç minarenin en süslü, en gösterişli olanıdır. Minâretu’l Arus (Düğün veya Gelin Minaresi) diye anılır. Üst kısmı 11. asırdan kalmaysa da, alt kısmı caminin yapıldığı döneme tarihlenir.



Namaz kılınan iç mekanda, merkezde Hz. Yahya’nın türbesinin yer aldığını bir önceki bölümde anlatmıştık. Caminin kubbesi türbenin üzerinde yükselir.

İç cemaat alanı dört mihraplıdır. Dört sünni mezhebin herbiri için bir mihrap yer alır. Merkez mihrap Şafiilere ayrılmak üzere, Hanefi, Maliki ve Hanbelilere birer mihrap ayrılmıştır. Ancak ziyaretimiz esnasında tüm cemaatin tek bir imam arkasında saf tuttuğuna şahit olduk.

Caminin doğu cephesi akın akın gelen Şiî ziyaretçilerin ilgisine mazhar. Kerbela Vakasından sonra Hz.Hüseyin’in kesilen başının bir süre burada sergilendiği, bir rivayete göre ise buraya defnedildiği ifade ediliyor. Genellikle gruplar halinde dolaşan şiî ziyaretçiler Hz. Hüseyin’in başının sergilendiği yere başlarını sokuyor, türbenin etrafında içli, dokunaklı, kederli seslerle Kerbelâ’yı anıyorlar.

 



Ve Selahaddin Eyyûbî’nin türbesi. Kudüs’ü haçlılardan geri alan “Şarkın en sevgili Sultanı”nın türbesi. Gelin minaresinin hemen arkasında yer alır. Türbede iki lahit dikkat çeker: Biri asıl lahit, diğeri 1898’de gerçekleştirdiği ikinci Şark ziyaretinde Şam’a gelen Alman İmparatoru II. Wilhelm’in hediye ettiği... Birliğini sağlayan Almanya’nın nüfûz alanını genişletmek isteyen II. Willhelm, İstanbul ve Kudüs’ten sonra Şam’a gelir, Sultan Selahaddin’in türbesinin önünde şu konuşmayı yapar:


"Burada bütün zamanların en kahraman askeri Sultan Selâhaddin'in mezarı önündeyim. Majesteleri Sultan Abdülhamid'e misafirperverliğinden dolayı teşekkür borçluyum. Gerek Majeste Sultan, gerekse Halifesi olduğu dünyanın her tarafındaki 300 milyon Müslüman bilsinler ki, Alman imparatoru onların en iyi dostudur."

1918 senesinde Şam’ı Osmanlılardan alan İngilizlerin generali ilk olarak bu türbeye gelecek ve “biz geldik” diyerek Sultan Selahaddin’in kabrini tekmeleyecektir.

1926 senesinde San Remo’da vefat eden son Osmanlı padişahı Mehmed Vahdeddîn, vatana girişi yasaklandığı için, kabrinin Şam’da Selahaddin-i Eyyubî’nin türbesinin yanına yapılmasını vasiyet eder. Ancak vefat ettiği senelerde Suriye Fransa’nın kontrolü altındadır, vasiyetin yerine getirilmesine müsade edilmez. Sultan Vahdettin’in cenazesi, Şam’da Süleymaniye Camii’nin bahçesine defnedilir.

Fransızlar Sultan Vahdettin’in mezarının Selahaddin Eyyûbî’nin türbesinin yanına konulmasına engel olsalar da, 1914 senesinde şehit olan üç türk havacının ayyıldızlı mezarları hemen türbe kapısının yanında yer alır. Yüzbaşı Fethi, Üsteğmen Sadık ve üsteğmen Nuri’nin kabirleri “şarkın en sevgili sultan”ının yanına uzanıverir.

Külliyenin içine dönelim tekrar. Camiinin ön cephesinde yer alan mozaikler külliyenin en ayırdedici özelliklerinden biridir. Eseri vücûda getiren Doğu Roma ustalarının marifetidir.



Yüce ağaçlar, çağlayan sular, köşkler, saraylar ile İslam mimarisinde görmeye pek alışık olmadığımız manzara resimleri vardır caminin duvarlarında. Üstelik bu resimler bordür gibi ikincil işleviler görmez, bizzat binanın en görününür yerlerinde sergilenir. Emeviye Camii’nin duvarları adeta sergi duvarları gibidir. Duvar süsleri bu haliyle aşina olduğumuz İslam eserlerinden ziyade, mesela Ayasofya’nın süslemeleri ile benzerlik gösterir. Ee, patronun müslüman, mimarların hristiyan, malzemenin devşirme olduğu bir projenin böylesi sıradışı uygulamaları olmasını olağan karşılamak gerekir sanırım...

Camiinin minberi bir başka açıdan önem taşır. 1911 senesinde 35 yaşlarında olan Bediüzzaman Said Nursî onbin kişiye buradan bir hutbe verir. Arapça irâd edilen hutbede İslam dünyasının neden geri kaldığı sorusuna cevap aranır. Ona göre geri kalmışlığın altı sebebi vardır. Daha fazlasını merak edenler için: http://www.saidnur.com/foreign/trk/risaleler/hutbe/hutbe.htm

Hiç yorum yok: