Suriye - Şam Emeviye Camii (4)

1453... 29 Mayıs… İstanbul’un fethi... Doğu Roma’nın fethi... Roma tahtının devri... İran, Mezopotamya, Suriye, Mısır ve Arap uygarlıklarıyla harmanlanmış olan Roma. Dünya için, Osmanlı Devleti için yeni bir devrin başlangıcıdır bu fetih.


İran ve Mezopotamya medeniyetleriyle asırlardır alışveriş halindedir Türkler. Bu gelenek Roma medeniyetinin mirası üzerine de komplekssizce, özgüvenle, gururla, heybetle yerleşir. Öyle ki Sultan Mehmet 1453 senesinden sonra ünvanlarının arasına “Kayser-i İklim-i Rûm”u ilave edecektir. Sultan Mehmed bu ünvanı kullanarak hem Roma idealini hem de Roma olma iddiasını devraldığını ifade eder.



Sultan Mehmed teslim aldığı Roma mirasının üzerinde, Osmanlı devlet yapısını merkezileştirir yönetim teşkilatını geliştirir. İlber ORTAYLI’ya göre bir Roma politikası uygular.



***


İsimler önemli. Yine İlber Hoca’nın Bizans’ı “uyduruk” bir isim olarak vurguladığını hatırlatalım. Bizans, 16. asır hümanistlerinden Alman Hieronimus Wollf’un Doğu Roma İmparatorluğu dönemine sonradan verdiği, uydurduğu bir isimdir ona göre. Doğu Roma kendini Bizans olarak adlandırmamıştır. O sınırları sur içine kadar gerilese de Roma’dır...


***


Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sadece bir hafta sonra, geceleri karartma uygulanan İzmir’e gelmiş bir çocuktum. Kıbrıs harekâtının, Amerikan – Rus Soğuk Savaşı’nın, 12 Eylül darbesinin ikliminde büyüdük. Kendimizi bildiğimizden beri Rum’u “Yunanlı” olarak algılar olduk, ortalama Türk insanının anladığı gibi. Sonra “Rum, Anadolu’da yaşamış Yunanlılara verilen isimdir” tezi söylendi kulağımıza bir yerlerden.


Sonra isimlere takıldı dikkatimiz... Trakya dolaylarına Paşa sancağından dolayı Paşaeli, daha geniş bir Balkan coğrafyasına, hadi Yılmaz Öztuna’nın ifadesini kullanalım “Avrupa Türkiye”sine Rumeli demişiz... Eski haritalar, eski belgeler Anadolu’yu Diyar-ı Rûm diye yazmış... Bugün Anadolu Selçukluları diye isimlendirdiğimiz devleti kendisi ve başkaları asırlarca “Selçukyân-ı Rûm” diye anmış. Sonra Bacıyân-ı Rûm, Ahiyân-ı Rûm, Abdalân-ı Rûm… Farkettik ki Mevlânâ’mız, cihanda Rûmî diye tanınmış.


***


Öğrendik sonraları…


Rûm, Romaymış…


Rûmi, Romalı…


***


Semih Özer keşif heyecanıyla doluydu, “Halil, Rûm’un ne anlama geldiğini öğrendim” diye bana döndüğünde. 11. asırdan beri Türkler yeni ülkelerine İklim-i Rûm (Roma) demiş, hatta kendilerine Rûmî (Romalı) diye anmış, biz el yordamıyla dokunabilmişiz buna. Ne hazîn ! !


***


Sultan Mehmed… Dünya tarihini, Büyük İskender’i, Homeros’un İlyada’sını, İbn Rüşd ve Gazalî’nin Tehâfütü’l Felâsife’lerini karşılıklı olarak okuyan, huzurunda İranlı ve Rûm müzisyenleri yarıştıran, Farsça şiirler yazan, Arapça bilen, Yunancası methedilen Sultan Mehmet, muhteşem bir zaferle “Kayser-i İklim-i Rûm” ünvanını aldığında kendini Roma’nın, yani evrensel imparatorluğun, kainata hükmeden imparatorluğun varisi ve devamı olarak ilan etmekteydi.


***


Rûm’un Roma olduğunu belirtmiştik. Peki kayzer?


Kayzer, Sezar, demekti!!


Evet, “Yüce Sezar” ! ! !


Sezar dendi mi sadece Brütüs’ün hançerine kurban giden Gaius Julius Caesar’ı bilmişiz ama Kayzer-i Rum, Roma Sezarı – Roma imparatoru anlamına gelmekteydi. Roma İmparatorluğu tacının sahibiydi Sultan Mehmed... İyi mi?





Pagan birinci Roma’yı, hristiyan ikinci Roma’yı, müslüman üçüncü Roma takip etmekteydi. Sultan Mehmet sadece bir şehri değil, bir medeniyeti, bir tacı ve en önemlisi evrensel imparatorluk iddiasını teslim aldığını ilan etmekteydi. İnsanlık tarihinin en birleştirici, en sentezci medeniyetlerinden birini kompleks duymadan tevarûs etmişti Türkler.


***


Evrensel imparatorluğun yeni varisleri, kısa zamanda Batı Avrupa hariç, Roma İmparatorluğu’nun sınırlarına yaklaşan bir genişleme gösterir. Adriyatik’ten Hazar kıyılarına, Lehistan (Polonya) sınırlarından, Büyük Sahra’nın güneyine uzanan bir ihtişama ulaşılır. Nea Roma’nın fatihi vefatından hemen evvel Otronto’ya, Eski Roma’ya doğru sefere çıkartır ordularını. Ancak ani vefatıyla akim kalır bu girişim.


***


Yeni Roma’nın sezarlarından biri, Sultan Mehmet’in torunu Yavuz Sultan Selim, 1517’de Bilad-uş Şam bölgesini, yani büyük Suriye’yi fetheder. Şam Beylerbeyliği’ni kurar.


Şam diyince sarsılmak lazım gelir. 5000 senelik tarihe sahip bir şehir mevzubahis olan. Mageralı Bizas’ın İstanbul’a yerleşmesinin üzerinden en çok 2600 – 2700 sene geçtiğini, Septimius Severus’un İstanbul’u yaklaşık 1800 sene evvel kurduğunu, çok zorlasanız Paris’in belki 2250, Londra’nın 2000, Amsterdam’ın 800, New York’un 400 yaşında olduğunu söyleyebileceğimizi hatırlayalım... Ve Şam’ı ayrı bir yere koyalım…


Büyük Roma, Doğu Roma, Arap devleti, Haçlılar, Selçuklu atabeyi Nurettin Zengî, Selahaddin-i Eyyubî, Mısır Memlukluları derken Osmanlı’nın Ortadoğu’daki başşehri olur Şam, Mercidabık Savaşı’nı müteakiben... Şimdilerde bir hayal, bir masal gibi gelse de, 400 senelik bir sulh dönemi yaşanacaktır Ortadoğu’da...


Pax Romana gibi yaşanan bir Pax Ottomana dönemi gelmektedir Ortadoğu’ya...

Hiç yorum yok: