Suriye - Şam Emeviye Camii (1)

Kısmet oldu, iki ay arayla Suriye’ye iki kez gitme fırsatı bulduk 2008 yazında. Her iki gidişimde de şehrin merkezini oluşturan, çekici, etkileyici, ilham verici, sarsıcı, kuşatıcı Emeviye Camii’nde buluverdim kendimi. Güneşin altında kavrulan avlusu, Şii ziyaretçilerinin coşkusu, dört mezhebin dört imamına tahsis edilmiş dört mihrabı, İmam Gazali, Selahaddin-i Eyyûbî, Mithat Paşa (Suriyelilerin deyişiyle: Başa), Cemal Paşa, Said-i Nursi, Türk Hava Şehitleri derken, üzerimize sinen bir kültür, din ve tarih buğusu...



İki kelam etmek isteriz Şam Emeviye Camii üzerine... İsteriz de varalım evvela Akdeniz’e, Ege’ye... Sonra dönelim Dımeşk’in “cami–i kebir”ine...


(Yazımız biraz uzun olacağa benzer... Bu yüzden tekmili birden vermektense, kısım kısım yayınlayalım da okunabilir olsun diye niyet eyledik... İlk kısmı giriş niyetine buyurun...)


***


Girit adası, MÖ 3000 ile 2500’ler civarına Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlık alanlarının arasında Minos adıyla anılan yeni bir medeniyet merkezi olarak gelişir.



MÖ 2000 - 1900 civarında kuzeyden Akalar adıyla anılan bir kavim gelir, bugünkü Yunanistan topraklarının bir kısmına yerleşir. Akaların medeniyeti, dönemin yüksek medeniyeti olan Minos’un (Girit) etkisi altında gelişir, zamanla kendine has bir üslup kazanır. Merkezi Miken şehridir. Bu yüzden Akaların kurdukları medeniyet Miken olarak anılır.


Önceleri şehir devletleri halinde yaşayan Akalar MÖ 1400’ler civarında şehir devletlerini birleştirerek bir devlet yapısı oluşturur. Truva’yı işgal eden meşhur Agamemnon bu birleşmiş Aka şehir devletlerinin başındaki komutandır mesela.


Aşağıda yer alan harita MÖ. 1200'lü yıllarda Akdeniz havzası medeniyetlerini bir arada gösteriyor: Yunan, Anadolu, Mezapotamya ve Mısır... Bir de İran...




Akalar MÖ 1400’ler civarında Girit’i de alarak Minos medeniyetini nihayetlendirir. Bu dönemi takiben Anadolu Trakyadan gelen göçlere / akınlara / istilalalara maruz kalır. Hitit devleti bu istilaların ve iç karışıklıkların tesiriyle yıkılınca Akalar Anadolu’nun batı sahillerine dek yayılmayı başarır.


Ancak bu saadet uzun sürmez. MÖ 1200’lerde yine kuzeyden, Tuna kıyılarından kopup gelen bir başka kavim olan Dorlar, Miken uygarlığının kurulduğu sahayı işgal ederler. Demir silahlar kullanan Dorlar, Girit’e, Rodos’a ve Anadolu’nun batı kıyılarına kadar yayılırlar kısa sürede.


Miken ve Minos medeniyetlerinin izlerinin silindiği bu dönemde Dorlar kendilerine has bir uslupla Miken ve Minos kalıntılarının üzerinde yeni şehirler yükseltirler veya eski şehirleri yenilerler. Akalar ise kendilerine yeni yaşam alanları arar. Akdeniz, Ege ve Karadeniz kıyılarında İyon kolonileri olarak anılacak şehir devletleri kurmaya başlarlar: Efes, Milet, Foça, İzmir gibi...


Yunan Orta Çağı diye anılan bu dönem MÖ 700’lere kadar devam edecektir. Yunan Orta Çağını MÖ 600 - 500 yıllarında Yunan Arkaik Çağı, MÖ 400’lerde Yunan Klasik Çağı olarak anılan dönemler izler. Eflatun, Socrates, Aristo ve çağdaşları bu dönemde yaşar.


Perslerle olan mücadelelerle geçen Yunan Klasik Çağı’nda MÖ 300’lere vardığımızda İskender’in zuhuratını görürüz. İskender’in Orta Asya’ya kadar uzanan büyük yayılmasının ardından gelen dengelenmeyi MÖ 200’lü yıllarda Roma hakimiyeti takip eder. Makedon, Yunan ve diğer Helen şehirleri tüm Akdeniz havzası gibi Roma’nın kontrolü altına girmiştir artık.



MÖ 27 – MS 180 arasındaki 207 senelik Roma hakimiyeti “Pax Romana” (Roma Barışı) olarak adlandırılacaktır. Bu, Roma İmparatorluğu sınırlarının hariçten ciddi bir istilaya maruz kalmadığı bir dönem olacaktır.


Çocukluğum babamın şiir kitaplarıyla renklenmişti. İş Bankası'nın çıkardığı Şairlerin Seçtikleri Şiirler Antolojisi, Aşık Veysel, Dadaloğlu, Karacoğlan, Abdurrahim Karakoç, Yunus Emre... Onlardan biri Nihal Atsız'ın Yolların Sonu kitabıydı. 1980 evvelinin atmosferinde yüksek sesle, hamasi tonlamalarla okurdu babam Atsız'ın şiirlerini... İkinci Dünya Harbi'nde Türkiye'ye saldırma planları yapan İtalyan Duçesi Mussolini'ye yazdığı "Davetiye" şiirini hatırlarım. "Din Arabın, hukuk sizin fakat harp Türklüğündür!" diyordu Atsız :))


(Meraklısı için şiirin tamamı; http://www.nihalatsiz.org/siir_davetiye.htm)


Roma ve hukuk... Roma imparatorluğu, kendi Hukuk Sistemi altında yaşayan farklı din, gelenek, coğrafya ve etnik aidiyetleri olan grupları, kayda değer bir savaşa meydan vermeden bir arada yaşatmıştı. Pax Romana (Roma Barışı) denen bu dönem, Akdeniz havzasının yaşadığı en önemli ve uzun barış dönemlerinden biri olmuştu.


MS 395’e vardığımızda Doğu ve Batı diye kalıcı olarak ikiye bölünür Roma imparatorluğu. Roma, imparatorluğun sınırları dışında yaşayan kavimleri “barbar” (Romalı olmayan) diye adlandırırdı. Günümüzün Avrupa devletlerinin atalarıdır bu barbar kavimler ! ! ! Zaaf belirtisi gördükleri anda zengin ve medenî Roma’ya saldırma eğilimindedirler.


Ostrogotlar, Vizigotlar, Gepideler, Vandallar, Markomanlar, Alanlar, Sarmatlar, Keltler, Franklar, Angllar, Saksonlar ve Burgundların da aralarında bulunduğu barbar kavimler doğudan gelen Hunların akınlarının da tesiriyle imparatorluğun kuzey sınırlarını istila etmeye başlar. Yaklaşık 100 sene boyunca kuzeyli barbar kavimlerin Akdeniz havzası medeniyeti olan Roma’ya taarruzları devam edecektir.



Barbar kavimlerin istilalarından sadece Batı Roma değil, Doğu Roma da nasibini alacaktır. Günümüzde Gülhane Parkı’nın Sarayburnu girişi tarafında bulunan sütun o günlerden yadigârdır. Konstantinapolis önlerine gelen Gotları mağlup ederek şehri kurtaran Doğu Romalılar, şehrin boğazı selamlayan bir yerine yaklaşık 15 metre yüksekliğinde, korint başlıklı aşağıdaki fotoğrafta görülen monolit sütunü dikerler.



476’da paralı Germen askerler Barı Roma'da ayaklanır. Liderleri Odoaker, son Batı Roma İmparatoru Romulus’u tahttan indirir ve resmî olarak nihayetlendirir Batı Roma’yı. Batı Avrupa’da Roma İmparatorluğu’nun siyasi iradesinin yerini en az bin sene boyunca “Roma Katolik Kilisesi” alacaktır.


Son Batı Roma İmparatoru Romulus’un tahttan indirilmesi üzerine Roma imparatorluk alametleri Odoaker tarafından Doğu Roma’ya gönderilir. Bundan böyle Doğu Roma, kendini barış sağlayıcı evrensel imparatorluk olarak tanımlayan Roma’nın tek varisi, hatta tâ kendisi olacaktır. Roma tacı Konstantin’in şehrindedir artık...


Batı Avrupa ise Roma kilisesi ve Batı Roma coğrafyasında daha sonraları İngiltere'ye, Almanya'ya, İtalya'ya, İspanya'ya, Fransa'ya ve diğer küçük Avrupa devletlerine evrimleşecek olan barbarların kurduğu devletlerle milenyumlar sürecek bir karanlık çağa girmiştir...



Hiç yorum yok: