Özbekistan (1) - Yedi

- Yıllık izne çıkıyorum bir hafta yokum...
- Tatile öyle mi? Nereye gidiyorsunuz?
- Özbekistan'a...
- Aaa!!! Yıllık iznini Özbekistan'da mı geçireceksin?!
- Evet :)
- Çocuklarla mı?
- Yok yok. Bir arkadaş grubuyla gidiyoruz...
- Allah Allah! Hayırlar olsun bakalım?

Evet... Seyahat öncesinde en az 10 - 15 kişiyle yukarıdakine benzer konuşmalarımız oldu... Şaşırdı ekserisi... Özbekistan'da tatil olur mu diye...

Oysa ecnebîlerin "Orta Asya"sı, bizim "Türkistan"ımızdı orası... Özbekistan... Batı Türkistan'ın en önemli parçası... Maveraünnehr... Taşkent, Semerkant, Buhara, Hiva... Bir ulu rûyâ..

Uzun hikâyemiz... Ve içimizi kaplayan coşkun bir merak: Mekânlara, şehirlere, insanlara, dinlere, lisanlara, tarihe, hülâsa medeniyete, medeniyetimize dâir...

Nihayetinde yedi arkadaş çıktık yola... Yedi benzemez adam... Yolculuğun başında Cem'in tişörtünün üzerindeki baskıyı farkettik... Ahsâb-ı Kehf (Yedi Uyurlar) temalıydı...



Sonra Buhara'ya vardığımızda, rehberimiz Mansur Eke, Özbekistan'da ve bilhassa Buhara'da yedi rakamının uğurlu, hatta kutsal kabul edildiğini söyledi... Öyle ki 7777 numaralı araba plakaları 3000 - 4000 dolara kadar alıcı bulabiliyordu ortalama aylık maaşların 50 - 100 dolar civarında seyrettiği ülkede...

Sebebini sordu bize? Arşın katları yediydi, dünya yedi günde yaratılmıştı, yedi iklim dört bucak, yedi gezegen, yedi metal, yedi melek, ricâl ül-gayb yani "üçler, yediler, kırklar" geçti aklımızdan, bir kısmı dilimize döküldü ama bunların hiçbiri Özbekistan'da "Yedi"nin uğurlu sayılmasının sebebi değildi...

Buhara İslâm'ın şerîf 7 şehrinden biriydi... Şerîf, yani "şerefli, mübârek, kutsal" ve hatta "soylu, temiz"7 şehrinden biri...
  1. Mekke-i Muazzama
  2. Medine-i Münevvere 
  3. Kudüs-ü Şerîf 
  4. Şam-ı Şerîf 
  5. Bağdât-ı Şerîf 
  6. Mezâr-ı Şerîf ve 
  7. Buhara-yı Şerîf
Ve Silsile-i Aliyye'den yedisi Buhara'da bulunmaktaydı:
  1. Abdülhalîk Gücdüvânî
  2. Ârif-i Rivegerî 
  3. Mahmûd-i İncirfagnevî 
  4. Ali Râmitanî 
  5. Muhammed Bâbâ Semasî 
  6. Seyyid Emîr Külâl ve 
  7. Behâeddin Nakşibendî
Araplar "evvel refîk, bad'el tarîk" derlermiş... Yani "önce yoldaş, sonra yol"... Beşi boydak, yedi yoldaş düştük Özbekistan yollarına... Yedi benzemez, yedi gün, yedi gece...



Yukarıdaki fotoğrafta yedimiz Kızılkum çölünde, Türkmen çobanların çadırlarının önünde rehberimiz Mansur Eke (en sağda mavi bermudalı) ve Türkmen çocuklarıyla beraberiz...

Soldan sağa sayalım: Ayyıldızlı şapkalı yazar Nihat Dağlı, kardiyolog Ekrem Güler, eğitimci Cem Mert, arkada seyahatin bilgi işlem sorumlusu Ufuk İlter, Adriyatik'ten Maveraünnehir'e doğru tersine akan doktorumuz Bilgin Sait, Ben, Seyid Sadi Sancak ve Arap - Tacik melezi Buharalı rehberimiz, dostumuz Mansur Eke...

"Yedi"ye dair son olarak Foucault Sarkacı'nın kapağını açalım ve bu kitaptan bir iktibas ile nihayetlendirelim yazımızı... Umberto Eco'nun "Gülün Adı"na aldanıp aldığım, türlü denemelerime rağmen okuyup bitirmeyi başaramadığım kitabından... Can Yayınları... 7. basım...

Sayfa 344'te Lia, Bum'a yazarların çok hoşuna giden büyüsel sayıları yorumlamaktadır:

"Şimdi, bedenimizi al, gövdeden çıkan her şeyi say: kollar, bacaklar, baş, penis toplam altı eder, kadınlarda ise yedi; bu yüzden de bana öyle geliyor ki, şu sizin yazarlarınız arasında altı sayısı hiçbir zaman ciddiye alınmaz, üçün iki katı olması dışında. Yalnızca erkekler için geçerlidir bu; çünkü hiç yedileri yoktur onların. Bu yüzden erkekler yönetirken, yediyi kutsal sayı olarak görmeyi yeğ tutarlar; kadınların memelerini unuturlar, ama çaresiz, katlanacağız."

6 yorum:

KASIM dedi ki...

belkide pis 7 li de ordan mı geliyor ki ne :)

iremmmm dedi ki...

aslında amacım Althusser'le ilgili bir yazı yazmaktı. Foucault ve Althusser'i birlikte anlatabilirim diye düşünürken Eco'nun Foucault sarkacı aklıma nerden geldi bilmiyorum.Hatta google'da ararken 13. sayfaya kadar bakmam da bir tevafuk sanırım.Bu sayfayı açtığımda Foucault bunun neresinde diye bakınırken tanıdık bir
t-shirt gördüm tanıdık bir hocanın üzerinde tanıdık olmayan bir diyarda.Aslında yorum değil yorumsuz...
iremmmm :)

H a l i l dedi ki...

çok yaşa iremmmm!! google'da ilk 13 sayfaya girmiş ya blogumuz artık gözüm arkada gitmem :))

eşimle tartıştığımız bir gün anlatmıştım ona althusser'i de canım eşim birden iyi davranmaya başlamıştı bana:)) bu yüzden "althusser hayatımı en derinden etkileyen felsefecidir" desem yeridir :))

cem hoca ise 20 sene kadar evvel tevafuk etmişti benim hayatımda da... o gün bu gündür ayrı şehirlerde dirsek temasında kalmaya çalışıyoruz en azından.. senni yazın vesilesiyle de konuştum kendisiyle, selâmlarını söyledi... ihtiyacın olursa, irtibat bilgilerini benden alabilirsin...

halcelik@gmail.com

hürmetler, h a l i l

Önder dedi ki...

cok keyif aldim okurken, eski mailleri karistirirken dikkatimi cekti adres, saolasin...

Adsız dedi ki...

Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.

H a l i l ÇELİK dedi ki...

Sevgi Hanim çok teşekkür ederim değerli yorumlarınız için... Maalesef FB veya twitter hesabı yok sayfamızın...
Hürmetler, H a l i l