Hong Kong (3) - Hong Kong Nasıl Kuruldu?



1492 senesinde Kristof Kolomb Amerika kıtasını keşfeder. Ardından yeni dünyanın nasıl paylaşılacağı Avrupa’nın denizlerde egemen devletleri arasında büyük bir sorun haline gelir. Sorunu çözmek için Papa 6. Aleksander devreye girer. O yıllarda denizlerin hakimi iki Katolik devlet olan Portekizliler ve İspanyollara 1494 senesinde Tordesillas Antlaşması'nı imzalatır.

Bu anlaşmaya göre Afrika’da Senegal ve Moritanya açıklarında bulunan Cabo Verde takımadaları başlangıç noktası alınır. Adaların 1370 km batısında yer alan bir kuzey-güney meridyeni belirlenir. Avrupa kıtasının haricinde bu meridyenin batısında yer alan "ulaşılmış ve ulaşılacak tüm topraklar" İspanyolların, meridyenin doğusunda kalanlar ise Portekizlilere ait olacaktır.

Yapılan düzenleme ile Brezilya hariç tüm Amerika kıtası İspanyolların nüfuz alanına girer. Afrika kıtası Portekizlilerin olur… Doğuya giden Portekizliler Hindistan, Malezya ve Macau’da koloniler kurar. Batıya giden İspanyollar Filipinler ve Endonezya’yı işgal eder.

İspanyolar denizlerde yenilmez bir armadaya sahiptir. Malta’ya kadar Batı Akdeniz’e hakimdir. Avrupa Krallıkları üzerinde nüfuz sahibidir. Hatta 1571’de Türk donanması İnebahtı’da yok ederek, "sakalımızı keserler"!!

Katolik İspanya aynı zamanda Protestan Hollanda ve İngiltere ile de ihtilaflar yaşar. 1588’de iki tarafın donanmaları çarpışır. Gravelines Deniz Savaşı’nda Sir Drake komutasındaki İngiliz donanması talihin dde yardımıyla İspanyolları mağlup eder. Bu savaş dünyanın dengesini değiştirecektir.

1595’te ise Protestan Hollandalılar o vakte kadar gizli tutulan Portekiz haritalarını ele geçirmeyi başarırlar. Böylece Hindistan ve diğer sömürgelerin yolu Hollanda ve İngiltere’ye açılır. Yeniden coğrafi keşifler yapmalarına gerek kalmamıştır. Hemen yola koyulurlar...

İngilizler ve Hollandalılar 1600 ve 1602’de Doğu Hindistan şirketlerini kurar. Hindistan’da ilk ticaret acentalarını oluşturur. İngiliz Doğu Hindistan şirketinin büyük ortaklarından biri de İngiliz Kraliçesidir!!

1623’te Güney-doğu Asya’da İngiltere ve Hollanda arasında çatışmalar yaşanır. Bunun üzerine İngilizler daha ziyade Hindistan ticareti ve işgali üzerinde yoğunlaşır. Sırasıyla Oeromandel, Madras ve Bombay kıyılarına yerleşilir. İngiltere diğer bir çok ürün gibi afyon ihtiyacını da giderek Hindistan’dan karşılamaya başlar.

(Afyon dönemin popüler ürünlerindendir. Kitleler afyonu çılgınlar gibi satın alır. Mesela daha sonraları Sanayi Devrimi yıllarında işçiler, kendileri fabrikada çalışırken çocukları sakin dursun diye onlara afyon yuttururlarmış. O dönemlerde yayımlanan bazı reklâmlarda afyonun “babysitter” den kurtardığı belirtilir ve böylece burjuva arasında da yaygınlaşması sağlanırmış. Afyon ve diğer uyuşturucu maddeler binlerce yıldır yaşamın içinde olmasına rağmen bu maddelerin zararlarına karşı bilinçlenme 19. asırda başlamış. Mesela afyona karşı ilk örgüt "İngiliz İşçi Hareketi"nden doğmuş. 1874’de Londra’da “Afyon Ticaretinin Engellenmesi Derneği” kurulmuş ve Avam Kamarasını dilekçe bombardımanına tutmaya başlamış.)



1757 senesinde Bengal sultanı Sirâcuddevl İngilizlere yenilince, İngilizler Batı ve Doğu Bengal’i (Kalkütta, Daka, Gazipur bölgesi) işgal eder (Haritada mavi ile gösterilen alan. Bugünkü Bangladeş, batısı ve Doğu Hindistan sahilleri).

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi işgal edilen bölgelerdeki üretim ve ticaret tekeli haklarını alır. Bölgedeki çiftçiler afyon üretimi için teşvik edilir. Çok revaçta olan afyon açık artırma ile satılırken %400’lere varan kazançlar sağlanır. 1773’ten itibaren takip eden 50 sene boyunca afyon İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin en önemli ticaret kalemlerinden biri olur.

Bu arada İngilizler Çin ile de ticaret yapmak ister. Çin’in Batı ile teması Marco Polo’nun seyahatlerinden beri var olsa da, Çin Batı ile ilişkilerini canlandıracak bir siyaset izlemez. Uzun süre Batı ticaretine kapalı bir şekilde yaşar. Sadece Kanton limanı, o da sınırlı olarak, Batı ticaretine açılır. Avrupalı tüccarların sadece Çinli meslekdaşları ile temasa geçmelerine izin verilir. Üzerinde güneş batmayan ülke çocuklarının halkla doğrudan temasına müsade edilmez.

İngilizler Çin'in porselen, ipek, çay gibi ürünlerine ilgi duyarlar ama Çin ile yapılacak ticareti finanse edecek durumda değillerdir. Çünkü İngilizlerin Doğu'dan alacağı çoktur, satacağı ise pek yoktur. Çin’e de satabileceği bir üretime veya hammaddeye sahip değildir. Ama formül kısa süre sonra bulunur: Dengesiz ticarette İngilizler’in açıklarını Hindistan'da yetiştirdikleri afyon karşılayacaktır.

Afyon 7. asırdan beri Çin'de tedavi amaçlı kullanmaktadır. Ancak 17.yy da tütün içiminin Asya da yayılması; tütün ile afyonun karıştırılarak kullanılması, bundan da keyif alınması halk arasında yavaş yavaş yayılmaya başlar. Çin tıpta kullanılmak üzere ihtiyacı olan afyonu zaten kendi üretebilmektedir. Afyonun zararlı tesirlerinden halkı koruyabilmek için afyon ithalatını yasaklar.

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi Çin’den borçlanarak çay ithal eder, buna karşılık Kalküta’da açık artırmayla Çinli kaçakçılara afyon satar. Öyle ki İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin 1730’da yıllık 15 ton olan Çin’e afyon satışı, 1773’te 75 tona fırlar. Öyle ki her biri 64 kg ağırlığında olan 2.000 sandık Çin’e sokulur.

1799’da Çin İmparatoru afyon ithalinin yasak olduğunu tekrarlar. 1810 senesine gelindiğinde aşağıdaki fermanı yayınlar:

Afyonun sert bir etkisi vardır. Müptelası onu içtiği zaman aşırı coşku duyar ve kendini her şeyi yapabilecek kudrette hisseder. Ama uzun vadede afyon kullanıcısını öldürür. Afyon ahlâkımızı ve adetlerimizi çürüten bir zehirdir. Kanunlar tarafından yasaklanmıştır. Şimdi halktan biri, Yang, onu Yasak Şehre getirmeye cüret ediyor. Kanunlara saygısızca karşı geliyor. Bununla beraber afyon kullanan ve satın alanların sayısı oldukça arttı. Namussuz tüccarlar kâr elde etmek için onun ticaretini yapıyor. Chung-wen Kapısı’ndaki gümrük esasen ithalatın toplanmasına nezaret eder (afyon kaçakçılığında bir sorumluluğu yok). Güvenlik teşkilatına beş gümrük kapısının her birinde afyon araması yapmasını emredeceğiz. Kanunu ihlâl edenleri yakalamaları halinde, hemen afyonu imha edip, sorumluları cezalandıracağız. Afyonun ülkemize giriş yaptığı Kwanglung ve Fukien eyaletlerinin genel valilerine, yöneticilerine ve müfettişlerine limanlarda afyon kaçakçılığının önlenmesi için emir verdik. Afyon kaçakçılığına müsade etmeleri halinde bunun onlar için ölüm bildirisi olacağını bilmeleri gerekir.” (Lo-shu Fu, A Documentary Chronicle of Sino-Western relations, Vol. 1 (1966), page 380)

Bildirinin az da olsa bir tesiri olur. Ama Manchu hanedanı kuzeyde, Pekin’de yaşıyordu ve okyanus sahillerindeki gümrükleri hakkıyla kontrol edebilmesi mümkün değildi. Hükümetin kontrol yetersizliği, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ve onun açgözlü tüccarlarının yeni üretim alanları açması sonucu 1820’lerde Bengal’den Çin’e yapılan afyon ticareti yıllık 900 tonu geçer! Çin halkı giderek daha çok afyon müptelası haline gelir.

İngilizler önceki asırlarda Çin'den çay ve ipek alabilmek için altın ve gümüş vermek zorunda kalırken, artık hiçbir şey vermiyorlardı. Zira afyon ticaretiyle elde ettikleri gelir karşılığında istedikleri kadar ipek, çay ve benzeri ürünleri satın almaları mümkündü.

İngilizler Çin’in en dinamik kesimini, geçleri afyon ile uyuştururken, bir yandan da ülkenin direnç yaratan kültürünü zayıflatmak için Hıristiyanlığı ülkede yaymaya çalışır. Rivayetler doğruysa o günlerde ülke nüfusunun üçte birinin afyon müptelası olduğu söylenir.

1834’te İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin tekel durumunu sürdürebilmek için İngiliz hükumeti Lord Napier’i bir Portekiz kolonisi olan Macau’ya gönderir. Lord Napier Çin’in resmi yetkilileriyle görüşmekten kaçınarak, sınırlayıcı Canton ticaret kanununu delecek yollar arar. Amacı afyon ticaretini Macau üzerinden gerçekleştirecek bir yöntem bulmaktır. Afyon ticaretini yapacak ayrı bir şirket kurulur. Bu şirket Çin'e kaçak yollardan afyon sandıklarını sokacak, pazarlayacak, parasını Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'ne verecektir.

Bu arada Çin’de afyon ticaretinin serbest bırakılması için ülke içinde de çeşitli girişimler gerçekleştirilir, bu girişimler her seferinde reddedilir. 1838’de afyon ticareti 1.400 tona ulaşır.

Mart 1839’da İmparator’un en güvendiği memurlardan biri, geniş yetkilerle donatılmış bir müfettiş olan Lin Zexu (Lin Tse Hsu diye de anılır) Canton bölgesindeki ticareti düzenlemesi ve durumu düzeltmesi için görevlendirilir. Lin Zexu nerdeyse tüm yerel memur ve idarecilerin afyon ticatinden pay aldığını ve İngiliz rüşvetini kabul ettiğini görür.

Durumun boyutlarını kavrar kavramaz bürokrat temizliğine başlar. İngilizler’in afyon ticaretini derhal durdurmasını telep eder ve bir adım daha ileri giderek o sene satılacak olan afyonlara el koymak ister. İngilizler bunu kabul etmeyince, İngiltere’yi ticarî ambargo ile tehdit eder.

İngilizler yaklaşık 1.500 tonluk afyonun Lin Zexu’ya teslim edilmesini müteakiben, ticaret afyon gölgesinde yeniden başlar. Bununla beraber Lin Zexu İngiliz tacirleri afyon ticareti yapmaları durumunda idam cezasını kabul edeceklerine dair bir senet imzalamalarını ister. Afyon ticareti ile uğraşmayan İngiliz tüccarlar senedi imzalamaktan yana tavır koyarken, İngiliz temsilci Elliot senedin imzalanmasına şiddetle karşı çıkar ve Lin Zexu’nun el koyduğu afyonları geri ister.

Lin Zexu cesur bir hareketle tüm afyonu su, tuz ve kireç ile karıştırıp denize döker. Arkasından düzenlediği törenle denizin ruhundan özür diler… (Bir başka rivayete göre afyonları şehrin bir meydanında yakar.)

Lin Zexu aynı zamanda diplamatik girişimlerini de sürdürür. Kraliçe Victoria’ya 1839’da yazdığı mektup “beyaz barbarların kraliçesine!” diye başlar. Bu “barbar” ifadesi sizi şaşırtmasın. Liman şehri Canton'da, tek bir mahallede yaşamalarına izin verilen Batılı tüccarların oturduğu yere Çinliler tarafından verilen isim "Barbar Evleri"dir.

Çinlilerin Avrupalılar hakkındaki geleneksel görüşleri şöyledir (Nation, Language, and the Ethics of Translation, Sandra Bermann and Michael Wood):

Bu barbarların acımasız bakışları, gevşek saçları ve hoş olmayan kokuları vardır. İsimlerine layık bir törenleri yoktur. Yalancı, küstah ve kibirlidirler. Düzenbazlıkla ülkeler işgal eder, yerlileri baskıla ezmeden evvel kendilerini iyi göstermeye çalışırlar. Kalplerinde sadece şiddet vardır.

Lin Zexu barbarların kraliçesine yazdığı bu tarihi mektupta “İngiltere, İrlanda ve İskoçya’da afyon ticaretini şiddetle yasaklayan Kraliçe’nin, bu ticaretin Uzak Doğu’da yapılması için gayret etmesinin ahlâkî tutarlılığını” sorgular.

Lin’in aklâk sorgusu, İngiliz hükümeti ve tüccarları tarafından cevaplanır. İngilizler Lin’i kendilerine ait olan üç milyon paund’luk varlığı yok etmekle ve “uygarlık” prensiplerinin en yücelerinden biri olan “serbest ticaret”e mani olmakla suçlarlar. Esas cevap Haziran 1840’ta Çin sahillerine gelen İngiltere Hint donanması olur. Tesiri senelerce sürecek olan Afyon Savaşları başlamak üzeredir.

İngiliz buharlı savaş gemileri, modern tüfek ve ağır toplarla teçhiz edilmiş ordularıyla askerî üstünlüğe sahiptir. Tarihin demirden yapılmış ilk savaş gemisi Nemesis bu savaşta İngiliz donanması tarafından kullanılır. Öncelikle sahil şehirlerini bombalar İngilizler, daha sonra karşılarına çıkan Qing’in ordularını kolayca mağlup ederler.

Çin ordusu zayıflamıştır. İngilizler ticaret için son derece önemli olan ve güvenliği zayıflamış olan Kanton şehrini korumak gerektiğini iddia eder. Buharlı ganbotlar Sarı Irmak’a girer, Çin için hayatî olan prinç trafiğini keserler. Ertesi sene Şanghay'ı işgal ederler. İngilizler’in Pekin’e çok yakın olan Tientsin (Tianjin)limanına asker çıkarması üzerine Çin mağlubiyeti kabul eder.

28 Ağustos 1842 imzalanan Nanking ve 1843'te imzalanan Bogue Ek Antlaşmaları Çin’i önemli miktarda tazminat ödemeye mahkûm eder. İngilizlerin bu anlaşmalarla Çin’den kopardığı tavizler şöyle sıralanabilir:
  • Hong Kong dışarıdan gelecek olan İngilizlerin yerleşimine ve ticaretine imkân sağlamak için İngiltere’ye teslim edilir.
  • Çin, beş limanını Avrupa ticaretine açmayı kabul eder: Guangzhou (Canton), Amoy, Fuzhou (Foochow), Ningbo (Ning-po) ve Şanghay.
  • Yabancı tüccarlar bu limanlarda, kendileri ya da ekonomik faaliyetleri engellenmeden, aileleri ve memurlarıyla birlikte oturabileceklerdir. Oturma hakkı İngiliz konsolosluk temsilcilerine de tanınır.
  • Çin hükümeti limanlardan vergi alma hakkına sahiptir ama bu “hakkaniyete uygun ve normal” bir vergi olacaktır.
  • Çin hükümeti, ülkesi üzerinde kara ve deniz üsleri kurulmasına izin verir. Çin bu üslerde her türlü el koyma ve denetleme hakkından vazgeçer. Avrupalıların satmak üzere getirdikleri -afyon ve daha beterleri dahil- tüm mallara limanlarını açacaktır.
  • İmparatorluk hükümeti, egemenliği dışında kalacak olan koloniler kurulmasını da kabul eder.



Çin 1844 Temmuzunda Amerika Birleşik Devletleri’yle Vanghia ve Ekimde de Fransa’yla Vuampoa anlaşmalarını imzalayarak bu devletlere de benzeri imtiyazlar vermek zorunda kalır. Yine bu antlaşmalara göre Çin vatandaşlarının diğer ülkelere göçmen olarak gitmesine izin verilecektir. Amerika kıtasının ilk Çinli göçmenleri bu antlaşmadan sonra Amerika’ya varır…

Bu antlaşmaların çoğu, şehirleri topa tutma ya da savaş tehdidi altında imzalanmıştı.

***

Çin tarihinin bu en aşağılayıcı mağlubiyeti sonucunda imzalanan anlaşmalar Çin ekonomisini çökertir. Afyon ithalatı hızla düşmeye başlar. Çin de hızla artan yabancı düşmanlığı yerleşir ve daha da önemlisi İngilizler yerli halkın direnciyle karşılaşır. Mançu hanedanın halk nezdinde zaten azalmış olan prestijini sıfıra indirir ve hatta 20 - 50 milyon arasında kişinin hayatını kaybettiği, dünyanın en kanlı isyanı olan 1850-64 Taiping İsyanı'na da zemin hazırlar.

Taiping İsyanı’nın lideri Hong Xiuquan (Hung Hsiu-Chuan) Kanton bölgesinde fakir bir çiftcinin oğluyken, Hristiyanlık ile tanışır. Ruhsal dengesi yerinde değildir. Kendisinin İsa'nın kardeşi olduğunu iddia eder, yandaşlar edinmeye başlar. Çin İmparatorunu yabancı sömürüye boyun eğmekle, afyon kaçakçılığı nedeniyle ülkenin 10 milyon gümüş "Tael" yitirmesine neden olmakla suçlar ve bütün kötülüklerin kaynağının İmparator Chin ve onun görevlileri olduğunu ileri sürer. Birinci Afyon Savaşı’ndan dolayı otoritesi adamakıllı zayıflayan Pekin hükümeti bu gelişmeyi farkedene kadar Hung ve tarikatı Kanton bölgesinde epey yandaş toplar. 1840'ların sonunda hükümeti tarikatın önüne geçmeye çalışınca isyan çıkar.

Hung, hükümetin saldırılarını geri püskürtür ve 1851 yılında yeni bir krallığın kurulduğunu açıklar. Böylelikle Taiping ya da "büyük huzur" dönemi olarak anılan dönem başlar.

Askeri yönden ise Taiping ordusu son derece disiplinli ve ölmeye her an hazır askerlerden kuruludur. 1853 yılında Nanking'i alarak burayı başkent yaparlar. Ardından Pekin'e saldırsa da başarısız olurlar. 10 yıl boyunca topraklarını genişletmeye çalışan krallık, savaş ortamı ve idarecilerin başarısızlığı yüzünden güç kaybetmeye başlar. Özellikle Hung'ın aktif liderlikten ayrılmasıyla krallık iyice güç kaybeder. Hung kendini cinsel zevklere verir ve sarayın hareminden çıkmaz olur. 1864 yılında Çin ordusu baskısını artırır ve krallık ordusunun komutanları kaçar. Hung bu aşamada Taiping'i Tanrı'nın koruyacağına inanır ve olduğu yerde kalır. Tanrı Taiping'i korumaz ve Hung 1864'te zehir içerek intihar eder...

***


Taiping yönetimi ülkenin önemli bir bölümünün hakimi olurken Çin’de İngilizlere karşı olan tepki giderek artar. Ancak ülkede iç savaş vardır ve Çin savunmasızdır. 1856 Ekim’inde Kanton polisi, bir Çinliye ait ve mürettebatı da Çinli olan, fakat İngiliz Bandırası taşıyan “Arrow (Ok)” adlı bir gemiyi kaçakçılık ve korsanlık nedeniyle tutuklar. Ticari ayrıcılıklarını arttırmak isteyen İngilizler Ok adlı gemideki İngiliz bayrağının indirilmesini bahane ederek savunmasız kalan Çin'e karşı savaş ilân eder. Bir Fransız misyonerinin öldürülmesini bahane eden Fransa da, daha sonra masada yer alabilmek için, bir koyup üç alabilmek için İngiltere'nin yanında savaşa girer. Savaş sonunda 1858’de Nanking Antlaşmasını tamamlayan Tianjin Antlaşması yapılır. Bu antlaşma ile:
  • Açık limanların sayı beşten onaltıya çıkarılır.
  • Sömürgecilere Mavi Nehir üzerinde Hank-k’eou’ya kadar sefer yapma hakkı tanınır.
  • Avrupalılar bundan böyle Çin'de Çin kanunlarına tâbi olmayacaktır.
Ancak bu antlaşmaya rağmen Çin İngilizler’in Pekin’de elçilik açma isteğine direnir. Bunun üzerine Üçüncü Afyon Savaşı başlar. Bu savaş, karşılıklı orduların çarpışmasından ziyade talan ile imparatora gözdağı verilmesidir. Nihayetinde 1860 Pekin Sözleşmesi'yle Çin, Tianjin Antlaşması'na uymayı kabul eder.

Bu antlaşmaya göre yabancı elçiler Pekin'de yerleşebilecek, birçok yeni liman ticaret ve yerleşim için Batılılara açılacak, yabancılar Çin'in iç bölgelerine seyahat edebilecek ve Hıristiyan misyonerlere hareket serbestisi tanınacaktır.



Çin'in 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında Batılı devletlerle yaptığı Tianjin benzeri egemenlik, toprak bütünlüğü ve gümrük tarifesi belirleme hakkından büyük tavizler verdiği antlaşmalar "Eşitsiz Anlaşmalar" olarak anılır. Bu anlaşmalar ve uygulamalarla anlaşma imzalanan ülkenin sanayide gelişme sağlama imkanı ortadan kaldırılır. Bizim Baltalimanı Antlaşmamız bu kapsamda değerlendirilebilinir. İran, Tayland vb ülkelere dayatılan antlaşmalar gibi…

Hakikaten kendi topraklarında kendi insanlarının karşı karşıya kaldığı afyon belasından kurtulmak isteyen Çin yönetiminin, sonunda başkentini de teslim etmek zorunda kalmasına başka bir ad bulmak zor olur. Bu antlaşmalardan İngiltere'nin yanı sıra ABD, Rusya, Almanya ve Japonya da yararlanır.

Antlaşmalarla, başta İngiltere olmak üzere sözünü ettiğimiz ülkeler Çin'de ayrıcalıklı ticaret hakkı elde eder. Çin sınırları içindeki pek çok bölgenin yönetimi kazanan ülkelere verilir.



Hızını alamaz İngiltere, şöyle bir madde daha ekler:

"Çin, ileride herhangi bir ülke ile ayrıcalıklı bir antlaşma imzalarsa bundan İngiltere de yararlanacaktır."

Afyon savaşları ile birlikte Çin in 1949’a kadar sürecek olan acılar ve sancılar dönemi başlar. Afyon, Afyon Savaşları ve bunların yarattığı iç savaşlar sebebiyle ölen Çinlilerin sayısı kimi tahminlere göre 200 milyon, kimi tahminlere göre ise 500 milyon kadardır. Fakat şu bir gerçek ki 20. yüzyılın başına kadar ölenlerin sayısı kesinlikle 100 milyondan az değildir.

Neticede Çin yarı-sömürge haline gelir. Rusya ve Japonya da Çin'e ait toprakların bir bölümünü işgal eder. İngilizler Şanghay’dan başlayarak, Yangtze nehri havzasını işgal eder. Fransızlar Kamboçya, Laos ve Güney-doğu Çin’e yerleşir. Almanlar Qingdao bölgesini işgal eder. Japonlar Tayvan ve Tayvan’ın batısında kalan Çin sahilini ele geçirir. Ruslar Mançurya’ya yerleşir. Daha sonra Japonlar Mançurya’yı işgal eder. Yukarıdaki harita bu istilâ ve işgalleri gösteriyor.

Son Çin imparatoru 1912'de tahttan çekilir. Cumhuriyet ilân edilir.

Sonraki 40 sene siyasî ve askerî karışıklıklar hüküm sürer. Evvela rakip savaş ağaları çarpışır. 1937'de Japon işgalleri üzerine iki ülke arasında savaş çıkar. İkinci Dünya SAvaşı'nı kaybedden Japonlar 1945'te çekilmek zorunda kalır. Japonların çekilmesinin ardından ulusalcılar ve komünistler arasında meydana gelen savaşta 12 milyon kişi hayatını kaybeder. İç savaşı komünistler kazanır ve 1949’da Mao’nun Kızıl Devrimi ile Çin yeni bir dönemin kapılarını açar…

***

Bu uzun hikâyeden sonra başlıktaki sorumuza geri dönelim... Birinci Afyon Savaşı’ndan sonra, 1842 yılında Nanking Antlaşması ile İngilizler tarafından ele geçirilen Hong Kong Adası’nda neler oldu bu esnada?

Hong Kong adası İngilizler tarafından 25 Ocak 1841’de işgal edilmişti. 29 Ağustos 1842 Nanking Antlaşması ile İngiliz sömürgesi haline getirilir.

1840’larda adanın nüfusu 6.000 civarındadır. hong Kong daha ziyade Tankalı balıkçılar ve Hakkalı odun kömürü üreticilerinin yaşadığı bir ada iken, İngiliz ticaretinin merkezi olarak hızla büyür, kalabalıklaşır. Serbest bir ticaret bölgesi haline gelir. İngiliz tacirler, afyon satıcıları, tüccarlar serbest ticaretin var olduğu şehre akar. Kısa bir süre sonra Amerikalı tacirler de adaya yerleşmeye başlar (Russell, Perkins, Forbes aileleri gibi).

Hong Kong’un nüfusu 1862’de 120.000’e ulaşır. 18 Ekim 1860’da Pekin Antlaşması ile Kawloon Yarımadası da Hong Kong’a bağlanır yani sınırsız süreyle kiralanır. Ancak çevresindeki bölgenin denetimini sağlamadan Hong Kong’un müdafaa edilemeyeceğini gören İngilizler, 1 Temmuz 1898’de Yeni Topraklar denen bölgeyi de Hong Kong sınırları içine katar ve koloni toprakları günümüzdeki sınırlarına ulaşır. Aynı zamanda Hong Kong’un sınırsız kiralama süresini, 99 sene ile sınırlanır. Böylece koloninin güvenliği sağlanmış olur.

1890’ların başında başlayan ve 30 sene kadar devam eden veba salgını şehri oldukça etkilese de şehrin nüfusu 1916’da 530.000’e, 1925’te 725.000’e ve 1941’de 1.600.000’e ulaşır.

İkinci Dünya Savaşı'nda Japon işgaline uğrar. 1997'de Çin'e devredilir...

Hong Kong günümüzde, Hong Kong Adası, Kawloon Yarımadası ve Yeni Topraklar Bölgesi’nden oluşur. Yeni Sınırlar Bölgesi Kawloon Yarımadası’na bağlı, batısında Deep Körfezi, doğusunda Mirs Körfezi yer alan, kıyıya yakın sayılabilecek 235 ada ile dağlık bir alandır.

Yukarıdaki haritada 1 -9 arasındaki rakamlar Yeni Toprakları, 10 – 14 arası Kawloon’u, 15 – 18 arası ise Hong Kong adasını gösterir.

5 yorum:

nesibe dedi ki...

cok datayli ve guzel bir yazi..
tesekkurler..

Adsız dedi ki...

bir kitap için alıntı yaptım.sanırım bana ışık tutacaktır.birkaç araştırma sonucunda kitabımda yer alacağını umuyorum.engin bilgilerinizi karşılıksız olarak paylaştıgınız için miteşekkirim.esenlikler dilerim.ariel

Adsız dedi ki...

“Bu barbarların acımasız bakışları, gevşek saçları ve hoş olmayan kokuları vardır. İsimlerine layık bir törenleri yoktur. Yalancı, küstah ve kibirlidirler. Düzenbazlıkla ülkeler işgal eder, yerlileri baskıla ezmeden evvel kendilerini iyi göstermeye çalışırlar. Kalplerinde sadece şiddet vardır.”


Ne kadar güzel anlatmış...

H a l i l ÇELİK dedi ki...

Bize aksi öğretilse de, "Batı"ya "Doğu"dan, "Doğu"lu gözlerle bakmayı denemek lazım...

Hürmetler, H a l i l

semih dedi ki...

Bu yazıya harcanan emeğe çok teşekkürler ediyorum.