Eski Günlerdeki Gibi...

Hrant Dink, Türklüğe hakaretten mahkum olduğu dönemde 17 Ekim 2005 tarihinde Nuriye Akman'a konuşmuş...

Nuriye Akman:
- Türkiyeli bir Ermeni, Ermenistan'a gitse mutlu mu olur, mutsuz mu?

Hrant Dink:
- Allah'ım benim gitmemi o kadar çok geciktirsin ki, gitmek zorunda bile kalsam giderken yolda öleyim ve bu toprakta kalayım. Gitmek nasip olmasın, buraya gömüleyim.

***

Bu toprakların yetiştirdiği bir insanı, Anadolu rayihâlı bir adamı kaybettik. Kendini anlatmaya çalışan bir insan öldürüldü.

Türk insanı gariptir... Zaman geçtikçe istikâmeti de, teferruatı da unutur. Geriye semboller kalır: Zehirli kan, Trabzonlu katil, beyaz bere, tedirgin güvercin, delik ayakkabı, "Hepimiz Hrant'ız. Hepimiz Ermeni'yiz" pankartları...

Oysa adamakıllı siyasîleşen Türk yargısının hayatımızı kuşatan kararları, etrafımızı saran şiddet iklimini sebepleri, toplumu saran kara cehâlet ve iletişim kurulması mümkün olmayan, nevzuhûr tahripkâr insan profili konuşulmalıydı ve bunlar kalmalıydı hatırlarımızda. En azından bunlar da tartışılmış olmalıydı bu meş'um sûikastın ardından...

Yeri gelmişken kulaklarımızda çınlaması gereken bir konuşmanın, Nihat Genç'in Hrant Dink'ın anısına SkyTürk'te yaptığı konuşmanın son kısmının deşifre edilmiş hâlini buraya nakletmek istiyorum (yarım saatlik konuşmanın tamamı http://www.karakutu.com/tv/Hrant-Dink.htm adresinden dinlenebilir) :

"Bir cümle söylemek istiyorum şimdi. Çok bu... Halkımız da Hrant'ı biraz daha iyi tanısın diye. Bir gün işte yine konuşurken, dedim ki, öyle hani aşka geliyoruz ya konuşmada. Hem kavga ediyoruz, hem aşka geliyoruz. Hrant'a dedim ki 'Hrant' dedim. Hani böyle şakalaşırsın da. 'Ben' dedim, 'Hrant' dedim, 'Başbakan olursam' dedim, 'seni' dedim, 'Kültür Bakanı yapacağım' dedim. Ve dedim 'o zaman git istediğin gibi kiliselerini tamir et, onar, ne yaparsan yap' dedim.

Orada bir hışımla üstüme saldırdı. 'Ne kilisesi?!' dedi 'ya'. 'Ben' dedi 'Kültür Bakanı olursam' dedi, 'önce şu camileri' dedi, 'önce şu camilerimizin estetiğine, şu iki yüzyıldır yapamadığımız camilerimizi tamir edeceğim, onların estetiğine çalışacağım' dedi. 'İki yüz yıldır cami yapamıyoruz' dedi...

Ve ben bir cevap verdim, dedim ki 'yani' dedim, 'eski günlerdeki gibi'...
'Evet' dedi, 'eski günlerdeki gibi'...
Söyleyecek laf bulamıyorum..."

***

"Büyük dostluklar, büyük kavgalardan sonra başlar" derler... Esasen iletişimle başlar dostluklar. Kavga iletişimi tetikleyen bir sebeptir sadece. Ve topraklarımızda dostluklar değil, kavgalar yeşertilmeye çalışılıyor adice. Bu kavgalar, bütün bu yaşananlar bir eski dostluğun hatırlanmasına vesile olabilir mi? Bir başka laf söylemektan, bir başka dilek tutmaktan âcizim ben de...

***

Bir sene kadar evvel defterimin kenarına adımı Ermenice yazmıştı bir güzel insan... Yazımı onun elyazısıyla, adımın Ermenice yazılışıyla nihayetlendiriyor; bu vesileyle, bu toprakları en az bizim kadar seven "nar tanesini", Hrant Dink'i hüzünle anıyorum...

Hiç yorum yok: