Saraybosna (2) - Vijecnica

Umberto Eco'nun "Gülün Adı" adlı eseri, Ortaçağ Avrupasında bir Fransisken manastırında geçer. Manastırın değerli kütüphanesinde bulunan gizemli bir kitap romanın odağındadır. 7 günde 7 insanın ölümünün müsebbibi olan kitap, manastırın yanan kütüphanesiyle birlikte kül olur.

Latinlerin Avicenna diye andığı İbn-i Sina'nın kimya, felsefe, fizik ve astronominin yanısıra tıp alanında da özgün ve takip edilen çalışmalar yaptığını, dahası çok iyi bir hekim olduğunu biliyoruz. İbn-i Sina'nın Samanoğulları hükümdarı Nasroğlu Nuh’u tedavi ettiğinde “dile benden ne dilersen” teklifine karşı Buhara Kütüphanesinin Hafız-ı Kütüp’lüğünü dilediği anlatılır. İbn-i Sina mükemmel hafızası ve yoğun ilgisiyle kütüphanede yer alan önemli eserleri okur, genç yaşta önemli aşamalar kateder. Bir gün bilinmeyen bir sebeple Buhara Kütüphanesi yanar, tüm kitaplar kül olur. Hafız-ı Kütûb İbn-i Sina yanan kütüphanenin ete kemiğe bürünmüş hâli gibidir ancak Buhara'nın yeni İbn-i Sina yetiştirecek bir kütüphanesi artık yoktur.

I.Theodosius Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu'nu fiilen bir arada yöneten son Roma imparatorudur. Aynı zamanda hıristiyanlığı resmi devlet dini olarak tanıyan ilk Roma hükümdarıdır. Paganizme karşı aldığı sert önlemler nedeniyle bağnaz bir hıristiyan olarak nitelendirilir. Onun dönemine sistematik baskı ve aşağılanmaya maruz kalan Paganlar M.S. 391'de İskenderiye'de ayaklanır. Vali çok sert tepki vererek ayaklanmayı bastırır. Paganlar Serapis Mabedi'ne sığınır. Mabedin içinde yer alan Serapion Kütüphanesi dünyanın dört köşesinden getirilen, asırların entelektüel çabasını temsil eden muazzam bir kitap koleksiyonunu içermektedir. Bu pagan bilgi merkezinin kilisenin önünde ciddi bir engel oluşturduğunu düşünen I.Theodosius Serapis Mabedini yıktırır, Serapion Kütüphanesini yaktırır. O tarihte bir benzeri olmayan bu bilim ve kültür hazinesi yok edilir. Eski çağlara ait pek çok değerli bilgi ortadan kalkar.

750-1258 yılları arasında hüküm süren ve Abbasiler devrinde Bağdat’da kültür, bilim ve felsefe ağırlıklı eserlerle dolu, dünyanın en büyük kütüphanesi meydana getirilir. Abbasiler devrine son veren Moğol Hakanı Hülagü, Bağdat’ı aldığında Bağdat Kütüphanesi’ndeki tüm eserleri Dicle nehrine attırarak yok eder. Hepsi el yazması olan kitapların mürekkeplerinin, Dicle’nin sularının haftalarca bulanık akmasına yol açtığı anlatılır.

II. Dünya Savaşında yanan yıkılan kütüphaneler kervanına Berlin Kütüphanesi de katılır. Arkeoloji meraklısı bir Rus askerinin Kütüphanenin yıkıntıları arasından bulup daha sonra üzerinde çalıştığı kitap, Maya yazılarının çözülmesine yardımcı olur. 1800'lü yıllarda çalışmaları başlayan Maya kültürü üzerine önemli eserlerin bulunduğu Berlin Kütüphanesi yıkıntılar arasından dahi Maya dilini insanoğluna hediye edebilmiştir.

***

İki terim var Türkçe'de aynı anlamda kullanılan: Medeniyet ve Uygarlık. İlkinin kökeni Arapça'da şehir anlamına gelen "medine" kelimesine, ikincisi ilk yerleşik ve kentli Türk kavmi Uygurlar'a dayanıyor.

Tarihçi Guizot medeniyyeti her şeyden önce bir ilerleme olarak tanımlıyor. Toynbee ise medeniyetin yaratıcı bir azınlık tarafından çok sert olmayan bir coğrafyada oluşturulduğunu belirlerek, tek bir medeniyetin değil, insanlar gibi doğup, gelişen ve ölen medeniyetlerin varlığından bahseder. Ölüm her medeniyetin yazgısıdır. Ancak medeniyetlerin kâh çatıştığı kâh alışveriş yaptığı yer kürede, her medeniyetin yaşlanarak ölmesine izin verilmez. Zaman zaman cinayetle can verir medeniyetler. Toplumlarin tarih boyunca ilerleyerek geldikleri noktada, geçmişle olan bağlantılarını kesmenin, tarihlerini (yeniden yazmak için) silmenin, medeniyeti katletmenin belki en etkili ama kesinlikle en sembolik yollarından biridir kütüphanelerin yakılması. Ne de olsa medeniyetin kumbaraları değil midir kütüphaneler?

Yakın zamanda iki önemli kütüphane cinayetine şahit olduk cümleten. Tıpkı Hülagü'nün orduları gibi George W. Bush'un orduları da kendilerinden olmayanı yok etmek için ellerinden geleni yaptılar. Bağdat'taki Saddam el Mahtutat'ın (Saddam El Yazmaları Kütüphanesi) yakıldığını CNN'den BBC'den öğrendik canlı olarak. Nakde dönüşebilecek el yazmalarının yağmalandığına, Evkaf Kütüphanesi'nin yandığına şahit olduk büyük bir utanç veya umursamazlıkla.

Modern dünyasnın balık hafızası çok değil, bundan 13 sene evvel yakılan bir başka kütüphaneyi ise neredeyse hiç hatırlamıyor. Kapısında "On this place Serbian criminals in the night of 25th - 26th August, 1992 set on fire national and university's library of Bosnia and Herzegovina over 2 millions of books, periodicals and documents vanished in the flame. Do not forget, remember and warn!" yazıyor bu metrûk kütüphane binasının.

Binanın adı Vijecnica. 1891 senesinde mimar Alexander Wittek tarafından tasarlanır ve Osmanlı'dan kalma Başçarşı'nın (Başçarşija) doğu ucunda, şehri ikiye ayıran Miljacka nehrinin kıyısında yapımına başlanır. Ancak binanın tasarımı inşaat süresince sürekli değişime uğrar. Ünlü kilise mimarı Ciril Metod Ivekoviç Endülüs tarzı ilavelerle tasarımı zenginleştirir. Özellikle İspanya'daki Elhamra ve Kahire'deki Memluk eserlerinden esinlenilir ve bina 1896 senesinde hizmete girer.

Vijecnica, Bosna-Hersek'in Avusturya egemenliği altında olduğu yıllarda belediye binası olarak kullanılır. 28 Haziran 1914'te iki sokak ötede Bosnalı bir Sırp tarafından öldürülmeden birkaç dakika önce, Avusturya arşidükü Franz Ferdinand ve eşi Sophie, halkı son kez Vijecnica önünde selamlar. Bu cinayet Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasına yol açacaktır daha sonra. Bina İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kütüphaneye çevrilir. ABD, Avusturya, İtalya ve Sovyetler Birliği'nin katkılarıyla kütüphanenin koleksiyonunu iyice genişletir.

4 Nisan 1992'de Sırp ordusu Saraybosna'yı kuşatır. Saraybosna'ya giden tüm yollar kapatılır. Şehrin elektrik, su ve doğalgazı kesilir. Saraybosna'yı çevreleyen tepelerden Sırp topçuları şehre ateş etmeye başlar. Sırp silahlı güçleri Boşnakların İslamî geleneği hatırlatan tüm eserlerini (camiler, kültür merkezleri vb) hedef alarak yok etmeye çalışır.
17 Mayıs 1992'de Doğu Enstitüsü topçu aldırısına uğrar. İki saat içinde 16. ve 19. yüzyıl arasındaki dönemden kalma 7.000'in üzerinde eser tahrip edilir (Zeco, 297: 1996).

Kuşatmanın 4. ayında, 25 Ağustos 1992'de öğleden sonra saat 4'te Sırplar tarafından 25 kez gerçekleştirilen top ateşiyle Ulusal ve Üniversite Kütüphanesi olarak hizmet veren Vijecnica alevler içinde kalır. Çıkan yangında Arapça, Farsça, İbranice ve Alhamiyado (Arap alfabesiyle yazılan Bosna Slavcası) dillerinde 5.263 cilt içinde 8.000 el yazması, Osmanlı dönemine ait ferman, berat, tımar tevcihi vb 7.000 Türkçe belge ile Saraybosna vilâyet arşivlerinin 250.000 belgesi yok edilir. Şehir itfaiyesi, kütüphaneciler ve vatandaşlar yanan değerli koleksiyonları kurtarmaya çalışırken Sırpların 40 kez ateşlediği havan mermilerinin ve Sırp keskin nişancılarının hedefi olurlar. Bu esnada 4 kütüphaneci ve 7 itfaiyeci ölür, 36'sı yaralanır.
Bir Reuters muhabiri itfaiye departmanı şefi Kenan Slinic'e neden böylesine yoğun ateş altında hayatını tehlikeye attıklarını sorar. "Çünkü bu şehirde doğdum ve benim bir parçamı yakıyorlar" diye cevap verir Slinic. Sırpların Boşnakları Bosna'dan silme operasyonuna büyük bir onurla direnir Slinic ve arkadaşları.

Şehir iki gün boyunca yanan kitapların, kütüphane kataloglarının, mikrofilmlerin, fotoğrafların, yönetim kayıtlarının ve elektronik kayıtların yanmasıyla ortaya çıkan dumanların kokusuyla kaplanır. Kütüphane koleksiyonun yaklaşık %90'ı yanar (Zeco, 297: 1996).

Saldırıdan kurtarılabilen kitapların çoğu bodrum katta yer alanlardır. Kurtarılan bu eserler bugün Bosna Kültür Merkezi'nde yeniden bir araya getirilmeye ve sınıflandırılmaya çalışılıyor.

İçi ve dışı savaşta büyük hasar gören bina bugünlerde aslına uygun olarak restore edilmeye çalışılıyor. İçi tamamen boş. İnşaat çalışmaları oldukça yavaş ilerliyor. Şu ana kadar sadece binanın açıldığı altıgen girişte yer alan sütunlar tamir edilebilmiş . Tavanlar, duvarlar, zemin, sütunlar hep duman rengi... Güzelim duvar süslemelerinden geriye tahrip edilmeyen hiç bir şey kalmamış.

Girişte binanın ana kubbesinin altında kalan altıgen boşluğun her bir kenarında üçer kemer yer alıyor. Kemerlerin arkasında yer alan kapılardan odalara ve üst katlara çıkılıyor. Bu kapılardan biri, binanın yıkılan sütunlarından birinin taşlarıyla kapatılmış.

Bu hızla devam edildiği, restorasyon için çok büyük bir ödenek bulunamadığı takdirde binanın çok uzun yıllar daha kapalı kalması kaçınılmaz.

Restorasyon tamamlandıktan sonra Vijecnica'nın yeniden belediye binası ve kütüphane olarak hizmet vermesi planlanıyor.

5 yorum:

semih dedi ki...

Halil, çok yararlı ve düzenli bilgiler vermişsin. Fotoğraflamaların da çok destekleyici. Kütüphane olayına üzülmeyelim fazla hocam, Şems de Mevlana'nın kitaplarını havuza atmıştı derler.

-sana , insana birşey olmasın dersem, insana daha ne olsun! denilecek. Yaşadıklarımız bizi olgunlaştırsın, acılar kadınları zamanla güzelleştirirmiş kapsamında bizi güzelleştirsin.

KASIM dedi ki...

Halil Abi,
Bir kez daha şu soruyu kendime sorasım geldi bu yazınızdan sonra..
Bu tarihin yüzkarası katliamlarından birisinden sonra insanlar savaşın izlerini orda nasıl silmeye çalışıyorlar veya silemeyenler bu izle nasıl yaşıyorlar.. Aslında bizim kadar belki bizden daha fazla Türk olan bu balkan topraklarındaki kardeşlerimizin yaşamlarına bu kadar uzak, soğuk ve ilgisiz olmamız ne kadar ayıp değil mi! Ki bu acıyı çok değil sadece 2 kuşak önce dedelerimiz yaşamadı mı?

H a l i l dedi ki...

Sevgili Kasım,

Bilge Kral Alija izzetbegoviç "Konuşmalar" isimli kitabında şöyle der :

"Avrupa kökenli halklar savunmasız insanları öldürdüler, camileri ve köprüleri tahrip ettiler. Biz bunu yapmadık. Bu nedenle, yurtdışına gittiğimde büyük gurur duyuyorum"

Klasik Yayınlar, 4. Baskı, Sayfa 7.

Adsız dedi ki...

Hi! Just want to say what a nice site. Bye, see you soon.
»

H a l i l ÇELİK dedi ki...

Semih'in kitaplarının bir kısmını attığını öğrendim bir süre evvel...

Self-Şems?