Kayıtlar

Tahran Kitap Fuarı'ndan

Resim
Bosna'ya ilk kez 2006 senesinin Şubat ayında gittim. Boşnaklar'a karşı yapılan katliamların üzerinden üzerinden 11 sene geçmişti.Ülke kendini toparlıyordu. Ona rağmen gördüklerim kanımı dondurmuştu, insan olmaktan utanmıştım. Mahcubiyet, üzüntü, öfke, çaresizlik vb hisler her yanımı kaplamıştı. Nefes alamaz olmuştum... Bosna'dan başka bir Halil olarak dönmüştüm... Bugün çoğu eski arkadaşımın tanıyamadığı bir Halil olmama yetmişti Bosna... Ve sonrasında şahit olduklarım: Afganistan, Irak, Myanmar, Lübnan, Mısır, Suriye... Her biri Bosna'da gördüğüm fotoğrafı teyid etmişti geçen seneler içinde... Ben bir ülkenin başına Bosna'nın başına gelenlerden daha fenasının gelemeyeceğini zannederdim safça. Bir şehir en çok Saraybosna kadar acımasızca yerle bir edilebilir diye düşünürdüm... Ve Şimdi Suriye'yi kavuruyor savaş. Kıyas yapmak istemesem de Suriye'de yaşayanların maruz kaldığı saldırıların Bosna'nın maruz kaldıklarını kat kat geçtiğini görüyorum acı için...

Kürtler'in İstiklâl Mücadelesi

Resim
Üç gün evvel Yenibosna'da, çalıştığım ofisin yakınlarında bomba yüklü bir motosiklet patlatıldı PKK tarafından. Biri ağır olmak üzere 10 kişi yaralandı. Bu sabah biz İstanbul Caddebostan'da koşarken, PKK Şemdinli'de karakolumuza 5 ton bomba yüklenmiş bir kamyonla saldırdı. 9'u asker, 8'i sivil 17 kaybımız var. Dün ise Ankara Haymana'da bomba yüklü bir araç Diyarbekir'den gelen bir ihbar üzerine takibe alındı güvenlik kuvvetleri tarafından. Araçlar şehre giremeden kuşatıldı. Teslim olmak istemeyen iki canlı bomba kendilerini havaya uçurdu *** PKK iyice köşeye sıkışmış durumda bu sefer. Yaralı bir hayvan gibi şer adına, kötülük adına, ölüm adına, savaş adına ellerinden geleni ardına koymayacak bir köşeye sıkışmışlık hâli içindeler. 2 aydır sadece Şemdinli bölgesinde günde ortalama 6 PKKlı temizleniyor zira...  *** Uzun süredir sık sık Anadolu'yu ziyaret ediyorum. Anadolu'nun orta, kuzey ve batısının büyük bir mesuliyetle davrandığın...

Bosna'ya Saraybosna'dan Gelenlere...

Resim
Bosna "börek" değildir... Bosna "cevapi" değildir... Bosna "Sarajevska" değildir... Bosna falanca cemaatin okullarının olduğu yer değildir... Bosna, üniversite sınavını kazanamayan gençlerin kapağı attığı ucuz eğitim ülkesi değildir... Bosna uzun bacaklı sarışın kızların ülkesi değildir... Bosna kış olimpiyatları ülkesi değildir... Bosna yerin altından gürül gürül suların kaynadığı, göllerinde, nehirlerinde alabalıkların oynadığı bir ülke değildir... Bosna nehirlerinde rafting, dağlarında yürüyüş, kışlarında kayak yapılan bir ülke değildir... Bosna Baliç'in, Boliç'in, Halilhodziç'in, Dzeko'nun ülkesi değildir... Bosna Avrupa'ya en yakın coğrafyada müslüman olmanın bedelini ödeyen insanların ülkesidir benim için... Bundan çok değil, tam 20 sene evvel Avrupası Amerikası Rusyası toplandı, bir oldu Bosna'da olup bitenler konusunda. Sırplar ve Hırvatlar Boşnaklar'ı katlederken Paris arkasını döndü, Londra gözlerini kapadı, Wash...

Boykot, Tarih, Siyaset ve Millet

Resim
Tarihi olmayan bir topluluğun millet olabilmesi mümkün müdür? Sanmıyorum... Yalanlar, hurafeler, sayıklamalar ve hayal gücü ile dolu bir “ ulusal tarih yalanı ” ile de bir topluluğun millet olamadığını tecrübe ediyoruz yüz senedir. Projektörler, büyüteçler hassasiyetle bir yerlere tutuluyor, gayrıda kalanlar karartılıyor, ortaya çıkan ve adına “ ulusal tarih ” denilen hikâye bırakın bir “ millet ” yaratmayı, bir “ ulus ” bile yaratamıyor...  Biraz evvel Ahmed Râsim’in “ Muharrir Bu Ya ” isimli kitabını aldım elime... Kitabın ilk yazısı 1908’de Avusturya mallarına uyguladığımız boykota ve o zamanlardaki millî şapkamız fese dair. Satırlarda ilerledikçe, tarihsiz bir topluluğun yakın tarihine hasbelkader şahitlik ettiğimizi düşündüm. Trajedilerine, sevinçlerine ve kitlesel olarak gaza gelişlerine... Boş amellerine... Tarihsiz Türkler’in kitle hâlinde gerçekleştirdiği sığ ama ateşli boykotlar doldu zihnime...  Bu boykot işiyle ilk olarak 28 Şubat sürecinde tanıştığımızı...

Mutlu Seneler (13)

On beşli dedemin ve Rus işgâlinde muhacir çıkan babaannemin hatıralarına Yeni bir senenin arefesindeyiz. Yeni seneye girişin patırtısını, bir sükûnet takip ediyor her sene… Biraz istirahat, biraz muhasebe… Daha dün gibi ama on üç sene olmuş bile yeni milenyuma gireli. Çocuklarımızın gözümüzün önünde büyümesinin etkisindeyim biraz. Biraz da kırk yaşı aşmış olmanın galiba. Ara ara çocukluğumun arkeolojisini yaparken buluyorum kendimi. Her çocuğun ilk sosyal çevresi ailesi, komşuları ve okuludur. Biz kış aylarını İzmir’de geçirir, okulların kapanmasıyla beraber soluğu Trabzon’da, Merkez’e bağlı Hozemiya köyünde alırdık. Tam bir dualitenin içine doğmuştum. İzmir’den Trabzon’a, Ege’den Karadeniz’e, şehirden köye, köyden şehre gidip geliyorduk her sene. İzmir’deki sosyal çevremizle, Hozemiya’daki arasında muazzam farklar vardı. Türkçemizin aksanı, değerlerimiz, alışkanlıklarımız, adetlerimiz, kahramanlarımız başka başkaydı. Şehrin tekinsiz ortamından, köydeki sınırsız özgürlüğe uzan...