Kayıtlar

Aral Gölü Gibidir Memleketim...

Resim
Bugün Çanakkale Deniz Muharebeleri’nin seneyi devriyesi... Şimdi düşünüyorum da millet olarak, devlet olarak, ülke olarak Aral Gölü gibiyiz adeta... Kendisini besleyen Amu Derya (Ceyhun) Nehri’nin suları alınıp başka amaçlarla kullanılan, bu yüzden beslenmeyen, beslenemedikçe kuruyan, sahası daralan, arkasında izler bırakıp yatağından çekilen, küçülen Aral Gölü gibiyiz... 19. ve 20. asır boyunca yaşadığı her coğrafyada katledilen, yaşadığı her coğrafyadan sürülen, yaşadığı topraklardan kaçmak zorunda bırakılan bir milletiz... Macar Ovalarından bu yana bırakın bir Türk veya müslümanın yaşamasına, bir caminin minaresini görmeye bile tahammül edemeyen yıkıcı, yok edici, kan dökücü bir medeniyetin, Batı medeniyetinin saldırılarına uğradık koca asır boyunca... Kafkaslar’dan, Balkanlar’a kadar olan coğrafyamızda katledilen, kıyımdan geçirilen kim varsa hepsi için gidebilecekleri bir vatan oldu bu coğrafya. Garibin, gurebanın, mazlumun, mağdurun, düşenin geldiği sığındığı rahmet toprakları...

Çanakkale Deniz Savaşları'nın Seneyi Devriyesi Münasebetiyle

Resim
Bugün 18 Mart... Çanakkale Deniz Muharebeleri'nin seneyi devriyyesi... Ama sadece deniz muharebelerinin... Çanakkale'nin bir de kara muharebeleri vardır... O ayrıdır... Neyse... 18 Mart tarihî önemi sebiyle "Şehitleri Anma Günü" olarak kutlanıyor bir süredir ülkemizde... Bu coğrafyaya, bu coğrafyada yaşayan insanlara kasteden nice kahpeye, nice kalleşe, nice cenabete (ecnebi-yabancı demektir), nice haine, nice düşmana karşı tavır almakta tereddüt etmeyen insanların toprağıdır vatanımız... Topraklarımızı işgâl etmeye gelen ecnebîlere karşı Çanakkale'de tereddüt etmeden göğsünü siper eden, şehit olan, gazi olan atalarımızın ruhları şâd olsun diye dua edelim bu vesileyle... Çanakkale Savaşları'ndan bu yana çok şey değişti(rildi) coğrafyamızda. Milyonlarca şehit verdik. Devletimiz yıkıldı. Topraklarımız işgal edildi. Büyük bedeller ödeyerek çok azını kurtarabildik topraklarımızın. Kurtarabildiğimiz topraklarımızın üzerinde bir devlet kuruldu. O devlet de gider...

Srebrenica Katliamı ve Hollanda

Resim
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İngiliz şiir, roman ve hikâye yazarı Rudyard Kipling'in meşhur Doğu-Batı Baladı'nda geçen "Doğu Doğu'dur, Batı da Batı ve asla birleşmez yolları (Oh, East is East and West is West, and never the twain shall meet)" diye bir sözü var... Nihat Genç'ten okuduğum bir tanım var bir de şimdi aklıma gelen: "Doğu, bombaların düştüğü yerdir" diyordu o da... *** Kendi hâlimizde, tatlısu balığı gibi yaşadığımız günlerdi... Okullarımızı okumuş, diplomalarımızı almıştık... Çalışıyorduk, yiyorduk, içiyorduk... Evleniyorduk, çocuklarımız oluyordu... Hastalandıklarında üzülüyor, büyüdüklerini görünce seviniyorduk... Siyaseti uzaktan gözucuyla takip ediyor, seçim olunca oy falan kullanmaya tenezzül etmiyorduk... Öyle günlerdi... *** Derken Bosna'ya gittim ömründe ilk kez olmak üzere... Sene 2006 olmalı... Üzerinden yaklaşık 10 sene geçmiş bir savaştan arda kalan izleri gördüm, savaşı yaşayan insanları tanıdım, hikâyelerin...

Fîrûze (*)

Resim
“ Kıskanır rengini baharda yeşiller, Sevda büyüsü gibisin sen Fîrûze... Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu, Üzüm buğusu gibisin sen Fîrûze... ” 1982 senesinde,  Aysel Gürel’in sözlerini yazdığı, Atilla Özdemiroğlu’nun düzenlemesini yaptığı bir şarkıydı Fîrûze... Su gibi akan, kalbin derinlerine nüfûz eden, beynin kıvrımlarını dolaşan,  insanı muhasebeye zorlayan, hâlsiz bırakıp teslim alan, on yıllar boyunca dillerden düşmeyen, bir kadına yazılabilecek en güzel şarkılardan biriydi, bir Sezen Aksu şarkısıydı Fîrûze... Kendimizden bir şeyler bulmasak bile, ileride bulabileceğimiz hissiyle dinledik Fîrûze’yi senelerce. Bir sihir, bir tılsım vardı sanki şarkının sözlerinde... Adeta bir sevda şarkısı değil de, gizem dolu bir “ zaman ” şarkısıydı dinlediğimiz . .. Bu şarkının sözleri bir kavramın, bir şehrin, bir taşın, bir rengin içiçe geçtiği; “ fîrûz ”un “ fîrûze ”ye, “ fîrûze ”nin “ turkuaz ”a dönüştüğü bir hikâyenin içinden doğmuştu. “Fîrûze”nin kökeni “...

Tahran Kitap Fuarı'ndan

Resim
Bosna'ya ilk kez 2006 senesinin Şubat ayında gittim. Boşnaklar'a karşı yapılan katliamların üzerinden üzerinden 11 sene geçmişti.Ülke kendini toparlıyordu. Ona rağmen gördüklerim kanımı dondurmuştu, insan olmaktan utanmıştım. Mahcubiyet, üzüntü, öfke, çaresizlik vb hisler her yanımı kaplamıştı. Nefes alamaz olmuştum... Bosna'dan başka bir Halil olarak dönmüştüm... Bugün çoğu eski arkadaşımın tanıyamadığı bir Halil olmama yetmişti Bosna... Ve sonrasında şahit olduklarım: Afganistan, Irak, Myanmar, Lübnan, Mısır, Suriye... Her biri Bosna'da gördüğüm fotoğrafı teyid etmişti geçen seneler içinde... Ben bir ülkenin başına Bosna'nın başına gelenlerden daha fenasının gelemeyeceğini zannederdim safça. Bir şehir en çok Saraybosna kadar acımasızca yerle bir edilebilir diye düşünürdüm... Ve Şimdi Suriye'yi kavuruyor savaş. Kıyas yapmak istemesem de Suriye'de yaşayanların maruz kaldığı saldırıların Bosna'nın maruz kaldıklarını kat kat geçtiğini görüyorum acı için...

Kürtler'in İstiklâl Mücadelesi

Resim
Üç gün evvel Yenibosna'da, çalıştığım ofisin yakınlarında bomba yüklü bir motosiklet patlatıldı PKK tarafından. Biri ağır olmak üzere 10 kişi yaralandı. Bu sabah biz İstanbul Caddebostan'da koşarken, PKK Şemdinli'de karakolumuza 5 ton bomba yüklenmiş bir kamyonla saldırdı. 9'u asker, 8'i sivil 17 kaybımız var. Dün ise Ankara Haymana'da bomba yüklü bir araç Diyarbekir'den gelen bir ihbar üzerine takibe alındı güvenlik kuvvetleri tarafından. Araçlar şehre giremeden kuşatıldı. Teslim olmak istemeyen iki canlı bomba kendilerini havaya uçurdu *** PKK iyice köşeye sıkışmış durumda bu sefer. Yaralı bir hayvan gibi şer adına, kötülük adına, ölüm adına, savaş adına ellerinden geleni ardına koymayacak bir köşeye sıkışmışlık hâli içindeler. 2 aydır sadece Şemdinli bölgesinde günde ortalama 6 PKKlı temizleniyor zira...  *** Uzun süredir sık sık Anadolu'yu ziyaret ediyorum. Anadolu'nun orta, kuzey ve batısının büyük bir mesuliyetle davrandığın...